Çarpık Dilleşme

Sevgili Dragosfer okurları,

Pazartesi Sendorumu çatısı altında toplanmışken haftaya biraz olsun gülümseyerek başlayalım, ne dersiniz?

Çocukluğumda hep cümlenin yarısı Türkçe yarısı İngilizce konuşmama, hala babamla bir araya geldiğimde karşılıklı “Türkçenglish” dilinde iletişim kurmamıza rağmen iş ortamlarında, okuduğum yazılarda, izlediğim dizilerde “çarpık dilleşme” unsurlarına rastlamaktan oldukça sıkıldım. Sizinle belki de sıkça karşılaştığınız bir e-posta örneğini paylaşmak istiyorum. Bana aynen bu şekilde geldiğini düşünmeyin. Henüz yeni filizlendiğim iş hayatından derlediğim kelimeler ve söylemlerden esinlenerek ben yazdım bu yazıyı ve açıkça söylüyorum: Hiç gurur duymuyorum.

Merhaba Şükriye Hanım,

Dün size forwardladığımız maille ilgili feedback alamadık. Siz durumu konfirme etmediğiniz sürece işe start veremiyoruz, processin gerisinde kalıyoruz. İsterseniz bir meeting set edelim belki schedule’ımızı push edebiliriz.  Projenin deadline’ını da yeniden discuss etmek gerekecek. Kaybettiğimiz zamanı kompanse etmek için HR departmanımıza da briefing verdim, belki de personel outsource etmemiz gerekebilir.  Bu da daha fazla training organize etmeye focuslanmak demek. Konuyla ilgili aksiyon almadan önce sizin bana dönmenizi bekliyor olacağım.

Tşk,

Merve

Bu kıymetli (!) eserin ardından, kendisiyle aynı düşünceleri paylaşmakta olduğum ve hatta onun da benim gibi pek sinirlenmiş olduğunu gördüğüm için mutlu olduğum Tahsin Yücel’in Sözcükler adındaki iki aylık edebiyat dergisinin Temmuz-Ağustos 2008 sayısında yazmış olduklarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar!

ÖRNEK TÜRK YARATILARI

Tahsin Yücel

Türkçe sözcükler yerine İngilizce ya da Fransızca karşılıklarını kullanmak, kurumlara İngilizce ya da Fransızca adlar koymak yaygın bir moda olup çıktı. Bunun sonucu olarak, diyelim ki Şişli’den Harbiye’ye ya da Taksim’den Tünel’e doğru yürüken, İngilizce ya da Fransızca mağaza adlarının Türkçe mağaza adlarından fazla olması hiçbirimizi şaşırtmıyor artık. Öte yandan, moda öylesine yaygınlaştı, öylesine güçlü bir eğilim olup çıktı ki İngilizce, Fransızca, İtalyanca yetersiz bulunmaya başladı ve kimi çok yaratıcı patronlarımız en az bin yıl önce ölmüş bir dile: Latinceye bile el atmaya kadar götürdüler bu işi, kurumlarına Latince adlar koymaya başladılar. Bunun en ilginç örneği de bir özel hastane dizisine verilen Latince görünümlü ad: Hospitalium.

Anadil duygusu yeterince gelişmemiş olanlar “Ne var bunda? Adamlar bu üleye kaç tane hastane kazandırmışlar, şöyle oturaklı bir ad vermesinler mi kurumlarına?” diyebilirler. Şu yozlaşma ortamında haklı da bulunabilirler. Ama eskil Roma yasaları ölülere saygıyla başlar, eskil Roma’nın dili olan latince de ölü bir dildir, bilir bilmez kişilerin bu dille oynamaya, sözcüklerine hiçbir zaman içermediği yeni anlamlar vermeye kalkmaksa, gülüç olduğu kadar da çirkindir. Fransızcanın hopitâl’i italyancanın ospedale’si, ingilizcenin hospital’ı latinceden gelir. Kökenlerindeki sözcük de Dictionaire historique de la language française’de belirtildiğine göre, “aşağı latince”nin (VII. Yüzyıl) gelecekte fransızcanın hôte’una (konuk) dönüşecek olan hospes adından türemiş bir sıfat olan hospitalis sözcüğüdür. Bu sözcüğün de hastaneyle hiç mi hiç ilgisi yoktur., ancak XVII. Yüzyılda fransızcada hastane anlamında kullanılmaya başlar. Bizim kimi bilgiç yurttaşlarımızsa, latincenin klasik döneminde “konuk odası” anlamına gelen bir sözcüğü (hospitalia, hospitalium) “hastane” anlamını da katarak küçük devrim gerçekleştirirler. Alanlarında yalnız oldukları da söylenemez. Bir başka girişimcimiz de latince ya da italyancayla hiç mi hiç ilgisi bulunmayan bir “latince” ad yaratıp asar kurumunun kapısına: Medicana.

Hadi, türkçeyi küçümsemelerini, beğenmemelerini anladık diyelim, kendi dilimizle hiç mi hiç ilgisi bulunmayan, üstelik, en az bin yıl önce ölmüş bir dilden ne isterler ki? Hadi, bin yıl önce ölmüş bir dilde sözcük üretmeye kalkmalarını da hoş görelim, yalan yanlış yakıştırmalarla ölmüş dili bir daha öldürmelerine ne diyelim? Kurumlarına bu yabancı adları koyarken bir bilene sormak gereksinimini de mi duymazlar?

Osmanbey’de bir duavrın üstünde kocaman ve gümüş rengi harflerle yazılmış iki latince sözcük görürsünüz: Acedemia Lingua. Her iki sözcük de ad olduğuna ve bunları birbirine bağlayan hiçbir öğe bulunmadığına göre, birlikteliklerinden bir anlam çıkmasa da yurttaşlara dil öğretmek savında olan bir “dersane” karşısında bulunduğunuzu anlar, gülmek mi ağlamak mı gerektiğine karar veremeden uzaklaşırsınız oradan. Siz daha kırk elli adım atmadan, bir başka yaratım tansığı gözlerinizi kamaştırır: Centroom. Evet, Centroom, çok yaratıcı ve çok bilgili bir yurttaşımız latince centrum (merkez) sözcüğünün –um ekini atıp yerine ingilizcenin room’unu koyarak yepyeni, ışıl ışıl bir sözcük yaratmıştır size.

“İyi güzel de daha kendi dillerinde doğru dürüst bir tümce kuramazken, ne diye başkalarının dilleriyle oynar ki bu adamlar?” diye sorabilirsiniz. Sormakta haklı olduğunuz da kuşku götürmez. Ama biz hem kendi anadilimizi, hem farsçayı, hem arapçayı bozarak dünyanın en aykırı dilini: Osmanlıcayı yaratmış ataların torunlarıyız. Yaratır da yaratırız durmadan, yabanın ölü dilleriyle bile böylesine oynadıktan sonra, yaşayan dillerle ne tansıklar yaratabileceğimizi düşünün artık.

Ben gene de size birkaç örnek vereyim.

Bir zamanlar, Kıbrıs sorununun çok tartışıldığı günlerde, ünlü bir başyazarımız garantör diye bir sözcük çıkarmış, ayraç içinde de fransızca yazılışını vermişti: garanteur. Nerdeyse tüm köşemenler mal bulmuş Mağribi gibi atılmışlardı sözcüğün üstüne, garantör aşağı, garantör yukarı, dillerinden düşürmüyorlardı bu yeni sözcüğü. Bir kişi bile çıkıp da “Yahu, fransızcada garanteur diye bir sözcük yok. Fransızlar sizin belirtmek istediğiniz sözcüğü garant sözcüğüyle karşılıyorlar.”, demiyordu. Diyen çıksa da kimsecikler kulak asmazdı. Bir iki yıldır da bir akademisyen’dir tutturdular. YÖK düzeninin profesörlüğü fazla ayağa düşürdüğü kanısına mı vardılar, yoksa “tebdil-i unvan”da ferahlık mı gördüler, nedir, profesörler bile kendilerini akademisyen diye adlandırıyorlar. Ama, bir kez daha, Batı Avrupalılar’ın dillerine özenirken, sözcüklerinin anlamını kaydır ha kaydırıyorlar. Fransızlar’ın en güvenilir sözlüklerinden Le Robert’e bakıyorsunuz, académicien’i Fransız Akademisi üyesi ya da “akademi” diye adalandırılan sanatsal, yazınsal ya da bilimsel bir topluluğun üyesi” diye tanımlıyor; İngilizler’in ünlü Oxford’una bakıyorsunuz, o da aşağı yukarı aynı tanımı veriyor. İtalyanlar’ın Vocabulario della lingua italiana’sı da öyle. Ama bizim aydınlarımız, öğretim üyelerimiz, gazetecilerimiz adamların sözcüğünü profesör ya da öğretim görevlisi anlamında kullanmakta dayatıyorlar. Akademisyen aşağı, akademisyen yukarı. Benzerlerinden daha titiz olduğunu düşündüğümüz Cumhuriyet bile akademisyen’den geçilmiyor. Geçenlerde İstanbul Üniversitesi’nde bir toplantıda, bir Fransız konuşmacı, bıyık altından gülerek, “Sizin akademisyen dediğiniz profesörler” diyordu. AKP’nin ünlü Anayasa uzmanı da çevresindeki gazetecilere “Bir profesör ve akademisyen dürüstlüğüyle konuşuyorum”, diyerek iki kavramı kendi örnek kişiliğinde kaynaştırıyordu.

Kim ne derse desin, Atatürk’ün özlük hakları çiğnenerek Türk Dil Kurumu kapatılalı beri, dilimiz de, dil bilincimiz de çok kirlendi.


Siz ne dersiniz?

Siz nelerle karşılaşıyorsunuz günlük hayatlarınızda?

Sizin orada da çarpık mı dilleşme?

Bizimle paylaşmak isterseniz pek memnun oluruz efendim.

 

Desire Eylül CANNON

Arşivimizden- Konferans Çevirmenliğinde Dinleyici Açısından Kalite Beklentisi

“İyi çeviri” ile ne demek istiyoruz? Toplantı ve konferanslarda simultane çeviri dinleyenler, hangi ölçütlere önem verirler ve çevirilerde en istemedikleri nitelikler nelerdir? Konferans çevirmenliğinde kaliteden söz ederken, çevirinin nitelikleri yanında , söz konusu çevirinin alıcı kitlesinin beklentilerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Viyana Üniversitesi’nde çalışan Ingrid Kurz, “Conference Interpreting: Quality in the Ears of the User” (Konferans Çevirmenliği: Kullanıcının Kulağında Kalite) adlı makalesinde, konferans çevirmenliğinde kalite değerlendirmelerinin, kaçınılmaz olarak farklı dinleyici gruplarının beklentilerini de dikkate alınması gerektiğine dikkat çeker (*). Bu yazı, Ingrid Kurz’un makalesi için gerçekleştirdiği, dinleyici açısından kalite beklentileri araştırmasının sonuçlarını özetlemeyi hedeflemektedir.

 

Ingrid Kurz, yazısına Kotler ve Armstrong’tan bir alıntı yaparak başlıyor: “Kalite, müşterinin ihtiyaçları ile başlamalı ve müşterinin algısı ile sonuçlanmalıdır.” Kurz’a göre bu genel pazarlama ilkesi, konferans çevirmenliği için de geçerlidir. Konuşmacı ve dinleyici arasında etkin iletişimin hedeflendiği konferans çevirmenliğinde, dinleyicinin beklentileri ve tercihleri üzerine doğal olarak birçok araştırma yapılmıştır. Peki dinleyicilerin ‘iyi çeviri’ olarak adlandırdıkları her zaman aynı düzeyde bir kaliteyi mi tanımlar? İşverenlerle görüşerek, eğitimlerimizi geliştirerek ve ‘müşterinin’ ne istediğini daha iyi anlayarak, konferans tercümanı olarak duruşumuzu daha da güçlendirmemiz mümkün mü? Kurz, araştırmasında bu soruların yanıtını arıyor. Kurz, kullanıcı beklentilerini değerlendirerek, konferans çevirmenleri için temel performans göstergelerinin tanımını yapmaya çalışıyor.

AIIC (International Association of Conference Interpreters)  gibi profesyonel kuruluşlar, hizmet kalitesini ve mesleki standartları odak noktasına alırlar. Déjean le Féal’in belirttiği gibi, bu gibi mesleki kuruluş ve örgütler için çeviriyi dinleyenlerin, konuşmacının kendi dilini konuşan dinleyenlerle aynı konuşmayı dinlemesi, aynı bilişsel içerik ve etkiyi alması, konferans çevirmenliğinde kaliteyi belirleyen en önemli unsurdur (le Féal 1990: 155).  Dinleyiciler ve durumsal faktörler, bu kalite algısını farklı biçimlendirebilmektedir. Örneğin diplomatik bir toplantıda sözcüklerin nüansları çok önemliyken, akademisyenlerin bulunduğu bir toplantıda teknik kesinlik ve doğruluk ön plana çıkmaktadır. Benzer biçimde, edebi ve sanatsal bir toplantıda konuşmanın estetiği önem kazanırken, politik bir toplantıda ifadelerin etkisini ve vuruculuğunu korumak bir hedef haline gelebilmektedir (Herbert 1952: 82). Bu bağlamda bir durumsallığı, 1990 yılında Thiery de dile getirmiştir. Thiery’ye göre bir konferans tercümanı her zaman, kimin kimle konuştuğunu, ne için konuştuğunu ve konuşulanların olası etkisini düşünmek durumundadır (Thiery 1990: 42). Bu ‘durum çözümlemesi’ kuşkusuz, konferans çevirmenine çok yardım edecektir.

Konferans çevirmenliğinin kullanıcı odaklı bir meslek olmasına karşın, Kurz’un da yazısında belirttiği gibi araştırmaların konferans çevirilerini dinleyenler ve bu dinleyenlerin beklentileri üzerine odaklanması ancak son on yılda gerçekleşmiştir. Konferans çevirmenliğinde kaliteye ilişkin ilk çalışma 1986 yılında Bühler tarafından gerçekleştirilmiş ve bu ampirik çalışma, konferans çevirmenlerinin dinleyicileri üzerine değil, konferans çevirmenleri üzerine odaklanmıştır. Yine 1989 yılında Gile’in yaptığı bir çalışma, farklı türden çokuluslu toplantılarda (büyük bilim kongreleri, seminerler, çalıştaylar, uluslararası organizasyonların toplantıları, parlemento oturumları, medya organizasyonları, basın konferansları, akşam yemeği konuşmaları vs.) farklı dinleyici gruplarının beklentilerinin ve taleplerinin, çevirmenlerin kendi kafalarında belirledikleri ölçütlerle birebir örtüşmediğini ortaya koymuştur. Konferans çevirilerinin dinleyicilerini odağa alan bu çalışmaların yanında, 1994 yılında Finlandiya’da Conference on Interpretation Research, 2000 yılında Translation and Interpretation: Models in Quality Assessment (Çeviri ve Konferans Çevirmenliği: Kalite Değerlendirme Modelleri) başlığını taşıyan Saarbrücken Symposium gibi Uluslararası toplantılar da, konferans çevirmenliğinde kalite ölçütlerini dinleyiciler açısından değerlendirmiştir.

Konferans çevirmenliğinde, kalite ölçütlerinin kullanıcı açısından değerlendirilmesi çoğunlukla soru formları yardımıyla yapılagelmiştir (Gile 1991; Stenzl 1983; Mack ve Cattarzaa 1995). Diğer araştırmalar (Pöchhacker 1994 ve Schlesinger 1994), çevirmenin dil kullanımını ayrıntılandıran ve ürün olarak ortaya çıkan çeviriyi değerlendiren ölçütleri de dikkate almışlardır. Bühler, 1986 yılında yürüttüğü bir araştırmada, kullanıcı beklentileri çerçevesinde oluşturduğu ve AIIC çevirmenlerinin değerlendirilmesinde de kullanılan on beş ölçüt belirlemiştir. Kurz, Bühler’ın çalışması üzerinde temellenen kendi araştırmalarında, Bühler’in sekiz ölçütünü kullanmıştır: anadildeki aksan, ses, akıcılık, mantıksal tutarlılık, bütünlük, doğru gramer kullanımı, doğru terminoloji. Bühler ve Kurz dışında, 1986 ve 2000 yılları arasında, Gile 1990; Meak 1990; Ng 1992; Marrone 1993; Vuorikoski 1993,1998; Kopczynski 1994; Mack ve Cattaruzza 1995; Moser 1995,1996; Collados Ais 1998; Andres 2000 gibi araştırmacılar da, farklı ölçütler üzerinden farklı ampirik çalışmalar yürüterek, konferans çevirmenliğinde dinleyici odağında kalite olgusunu tartışmışlardır.

Kalite değerlendirme amacıyla yürütülen bu çalışmaların metodolojik sorunları da bulunmaktadır. Öncelikle, bu çalışmaların birbirleriyle karşılaştırılabilir olmaması birçok araştırmacının altını çizdiği bir konudur (Viezzi 1993; Kalina 1994; Pöchacker 1994, Moser-Mercer 1996). Ayrıca bazı araştırmacılar, dinleyicilere doldurtulan formların, dinleyicilerin çoğu durumda, kaynak dildeki mesajı kaynak dilde anlayamadıkları için, kalite değerlendirme sürecinde sağlıklı veri sağlamayacağını ileri sürmüşlerdir (Ng 1992). Benzer biçimde, Schlesinger’ın yürüttüğü bir çalışma, akıcı bir çevirinin, kaynak mesajı saptırmasına, hatta eksik aktarmasına karşın, yalnızca akıcı olduğu için kaliteli bir çeviri olarak algılanabildiğini de ortaya koymuştur (Schlesinger 1997). Ya da, konuşmacının kendi kusurlarından kaynaklanan bir durumdan ötürü, çeviri eksiksiz de olsa, dinleyen tarafından niteliksiz bir çeviri olarak algılanabilmektedir. Kalite olgusunun bu uçucu ve ‘kaypak’ doğasından kaynaklanan değerlendirme sorunları nedeniyle, Pöchhacker (1994), kalite değerlendirme için  bir çoklu-paramatre modelinin oluşturulması gerektiğini belirtir; fakat bu durumda bile, dinleyicinin kalite algısının nihai olarak dikkate alınması gerektiğini de hatırlatır.

Ingrid Kurz, tüm bu araştırmaların ampirik verileri ışığında, dinleyicilerin kaliteyi değerlendirme sürecinde karşılaşılabilecek, öznellikle ilgili sorunları kabul etmekle birlikte, söz konusu kalite olgusunun değerlendirilmesinde dinleyicilerin, yani müşterilerin, beklentilerinin kesinlikle dikkate alınması gerektiğini belirtir. Kurz, bu savını pazarlama uzmanlarının tanımlarıyla destekler. Müşteri memnuniyetinin, ürünün ya da hizmetin performansı  ile alıcının beklentileri arasındaki ilişki içinde oluştuğunu söyler. Pazarlama bağlamında, kalite olgusunun anahtarı, müşterinin hizmet-kalite beklentisini aşmakta yatmaktadır. Kurz, bu çıkarımlar doğrultusunda şöyle bir formül ortaya atar:

Hizmet kalitesi (müşteri memnuniyeti)=sunulan hizmet kalitesi – beklenen hizmet yani

Kalite= Gerçek Hizmet – Beklenen Hizmet

Bu çerçevede, dinleyicinin kalite beklentisinin değerlendirilmesinde, farklı grupların farklı kalite beklentileri olduğunu her zaman aklımızda tutmamız gerekiyor. Kurz, ‘yüksek kaliteli hizmet sağlayıcıları’ olarak adlandırdığı konferans çevirmenlerinin, kendi kalitelerini değerlendirirken, toplantılarda çevirilerini dinleyen kullanıcıların beklentilerinden daha yüksek beklentilerle bu değerlendirmeyi yaptıklarını gösterir.

Kurz, kaliteyi, kullanıcı memnuniyeti olarak değerlendirmekte ve kalitenin ölçülmesinde, kullanıcının/dinleyicinin/müşterinin hizmet ve kalite beklentilerini ön plana çıkarmaktadır.

(*)Ingrid Kurz,”Conference Interpreting: Quality in the Ears of the User” Meta : journal des traducteurs / Meta: Translators’ Journal, vol. 46, n° 2, 2001, p. 394-409.

 

Gökçen EZBER

Books on Interpreting

Books on Interpreting

This article was originally published in November 2009 

 

Concepts and Models for Interpreter and Translator Training

Concepts and Models for Interpreter and Translator Training is a systematically corrected, enhanced and updated avatar of a book (1995) which is widely used in T&I training programmes worldwide and widely quoted in the international Translation Studies community. It provides readers with the conceptual bases required to understand both the principles and recurrent issues and difficulties in professional translation and interpreting, guiding them along from an introduction to fundamental communication issues in translation to a discussion of the usefulness of research about Translation, through discussions of loyalty and fidelity issues, translation and interpreting strategies and tactics and underlying norms, ad hoc knowledge acquisition, sources of errors in translation, T&I cognition and language availability. It takes on board recent developments as reflected in the literature and spells out and discusses links between practices and concepts in T&I and concepts and theories from cognitive psychology and psycholinguistics. www.benjamins.com

 

The Translator: Nation and Translation in the Middle East

In the Middle East, translation movements and the debates they have unleashed on language, culture and the politics and practices of identity have historically been tied to processes of state formation and administration, in the form of patronage, policy and publishing. Whether one considers the age of regional empires centred in Baghdad or Istanbul, or that of the modern nation-state from Egypt to Iran, this relationship points to the historical role of translation as a powerful and flexible tool of cultural politics. Nation and Translation in the Middle East focuses on this important aspect of translation in the region, with special emphasis on translation movements and the production of modernity in a historical context defined by European imperialism, enlightenment universalism, and globalization.

While the papers assembled in this special issue of The Translator each address specific translation histories and practices in the Middle East, the broader questions they raise regarding the location and the historicity of translation offer a fruitful intervention into contemporary debates in translation studies on difference, fidelity and the ethics of translation. The volume opens with two essays that situate translation at the intersection of national canons, postcolonial cultural hegemonies and ‘private’ market or activist-based initiatives in Egypt and Turkey. Other contributions discuss the utility of translation paradigms as a counterweight to the dominant orientalist historiography of modern print culture in the Arab World; the role of the translator as political agent and social reformer in twentieth-century Egypt; and the relationship between language, translation and the politics of identity in the multi-ethnic and multilingual Islamicate contexts of the Abbasid and Mughal Empires. The volume also includes a general bibliography on translation and the Middle East.

www.stjerome.co.uk

 

 

 

The Critical Link 5: Quality in Interpreting – a shared responsibility

 

The current volume contains selected papers submitted after Critical Link 5 (Sydney 2007) and arises from its topic – quality interpreting being a communal responsibility of all the participants. It takes the much discussed theme of professionalisation of community interpreting to a new level by stating that achieving quality depends not only on the technical skills and ethics of interpreters, but equally upon all other parties that serve multilingual populations: speakers, employers and administrators, educational institutions, researchers, and interpreters. Major articles outline both innovative practices in legal and medical settings and prevailing deficiencies in community interpreting in different countries. While Part I, A shared responsibility: The policy dimension, addresses the macro environment of specific social policy contexts with constrains that affect interpreting, Part II, Investigations and innovations in quality interpreting, reveals a number of admirable cases of interpreters working together with their client institutions in a variety of social settings. Part III is dedicated to the questions of Pedagogy, ethics and responsibility in interpreting. The collection is an important reference book catering to the interpreting community: interpreting practitioners and interpreter users, researchers, educators, and students.

www.benjamins.com

 

Arşivden – AIIC Kaynakları

This piece was originally published in November 2009

 

A Language

The interpreter’s native language (or another language strictly equivalent to a native language), into which the interpreter works from all her or his other languages in both modes of interpretation, simultaneous and consecutive.

B Language

A language other than the interpreter’s native language, of which she or he has a perfect command and into which she or he works from one or more of her or his other languages. Some interpreters into a “B” language in only one of the two modes of interpretation.

C Language

The language(s) of which the interpreter has a complete understanding and from which she or he works. Interpreters often have several C languages.

Relay

Relay refers to double or indirect interpretation into the target language of the audience. The speaker is first interpreted into one language, which is then interpreted into a second language. AIIC discourages the use of relay because of the risk of errors creeping in as the number of intermediate languages increases. Nevertheless, this technique sometimes cannot be avoided for certain languages.

Pivot

When relays are used, the French term pivot is used to designate the interpreter who interprets not only for those listening to his/her target language, but also for the other interpreters who take the relay. The pivot’s role is even more demanding since he/she knows that colleagues are entirely dependent on the quality of his/her work.

Non-working days

The term non-working days is used to refer to a day on which the interpreter does not work, but which is part of a contract and therefore entitles the interpreter to payment. This system is used in particular when the same recruiting organisation needs the interpreter for several successive sessions separated by one or more non-working days.

https://aiic.net/resources