2016 İKSV Talât Sait Halman Çeviri Ödülü için başvuru çağrısı

2016 İKSV Talât Sait Halman Çeviri Ödülü için başvuru çağrısı

İKSV’nin öykü, roman, şiir gibi edebiyat çevirilerini desteklemek amacıyla Türkiye’nin ilk kültür bakanlığını yapmış, çevirmen, şair, yazar ve akademisyen Talât Sait Halman anısına başlattığı çeviri ödülünün 2016 senesi başvuru dönemi dün itibariyle açıldı.

Sevin Okyay, Ahmet Cemal, Yiğit Bener ve Kaya Genç’ten oluşan seçici kurulun başvuruları değerlendireceği sürecin sonunda ödüle layık görülen çevirmene bir defaya mahsus 15 bin TL’lik destek verilecek. Çevirmenlerin ve yayınevlerinin herhangi bir dilden Türkçeye çevrilmiş ve ödül yılı dahilinde yayımlanmış edebiyat eserleriyle aday olabileceği ödüle son başvuru tarihi 4 Kasım 2016.

Geçtiğimiz sene ilki düzenlenen Talât Sait Halman Çeviri Ödülü, Georges Perec’in La Boutique Obscure: 124 Rêves adlı eserini Karanlık Dükkân: 124 Rüya başlığıylaTürkçeye çeviren Siren İdemen’e verilmişti.

Başvuru şartları ve süreciyle ilgili ayrıntılı bilgi edinmek için buraya tıklayarak İKSV’nin ilgili sayfasına ulaşabilirsiniz.

Fırçalandık da durulduk…

Fırçalandık da durulduk…

Birçok ülkede ulusal ligler mayıs ayı itibariyle sona ermiş olsa da Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Copa America, Fransa’da düzenlenen ve yakınlarda finalini izleyeceğimiz Euro 2016, 5 Ağustos’ta Rio’da başlayacak 2016 Olimpiyat Oyunları derken sporseverler için yaz, dolu dolu geçmeye devam ediyor.

Dünyanın dört bir tarafından ülkelerin katılımı ile aynı zamanda bir dil ve kültür şöleni şeklinde geçen bu uluslararası turnuvalar yalnızca sporseverler için değil, biz çeviriseverler için de oldukça ilgi çekici ve heyecanlı. Copa America’ya katılan 16 ülkenin 12’sinin resmi dili İspanyolca olduğu için olmazsa olmaz bir çeviri gereksiniminden, dolayısıyla faaliyetinden bahsedemeyiz. Ancak Fransa’da düzenlenen Euro 2016 için durum biraz daha karmaşık. 1996’dan bu yana 16 takımın katılımı ile düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, yeni düzenleme ile birlikte, bu sene 24 farklı ülkenin milli takımı birbirleriyle mücadele ediyor.   

Turnuvanın ev sahibi Fransa olunca turnuva boyunca en çok kullanılan dil, pek tabii Fransızca. Euro 2016 boyunca tam 18 farklı dilde çeviri faaliyetleri yürütülüyor ve röportajlar, basın toplantıları, maç önü ve maç sonu açıklamaları gibi sayısız farklı etkinlik düşünüldüğünde, çevirmenler turnuvayı ayakta tutan, bu sürecin sağlıklı yürümesini sağlayan en önemli unsurlardan biri haline geliyor. Şaşırdık mı? Elbette hayır. Kilit rollerde çevirmenleri görmeye alışkınız.

Futbol maçları özelinde konuşacak olursam basın toplantısı dendiğinde zihinlerde canlanan çeviri ortamı genelde masa başında oturan konuşmacı(lar), yanında oturan bir çevirmen ve karşılarında oturan basın mensuplarından oluşur. Yani bu tarz basın toplantılarında kullanılan çeviri türü genellikle ardıl çeviridir. Ancak Fransa’da bu yıl işler biraz farklı yürüyor. Birçok farklı ülkeden basın mensuplarının yer aldığı bu toplantılarda simultane çeviri hizmeti veriliyor. Konuşmacılar ve basın mensupları karşı tarafın söylediklerini simultane çeviri sayesinde anında dinleyip cevaplayabiliyor. Anlayacağınız oldukça işlevsel bir çeviri hizmeti mevcut.

Simultane çeviri hizmeti basın toplantılarını şenlendiredursun 17 Haziran’daki İspanya mücadelesi öncesinde milli takımımızın kaptanı Arda Turan ve teknik direktörümüz Fatih Terim bir basın toplantısı düzenledi. Grubun ilk mücadelesinde milli takımımız Hırvatistan’a karşı ziyadesiyle kötü oynamış, maçı kaybetmiş ve ardından sert bir şekilde eleştirilmişti. Bu yüzden İspanya maçı öncesinde herkes biraz gergindi. 

Buna ek olarak basın toplantısı ortamının getirmiş olduğu birtakım kısıtlamalar da mevcut. Her toplantı için verilen sürenin sınırlı olmasının yanı sıra; çalışmayan kulaklıklar, simultane çeviri araç-gereçlerini kullanamayan katılımcılar, simultane çeviriden sonra bir de ardıl çeviri bekleyen konuşmacılar derken ne kadar işlevsel olsak da  yine yaranamadık sanırım.

Basın toplantısının tamamını canlı takip ettim. Toplantıda hâlihazırda simultane çeviri yapılıyordu; Arda Turan’a ve Fatih Terim’e İngilizce, İspanyolca ya da Fransızca yöneltilen sorular Türkçeye, kendilerinin verdiği cevaplar da basın mensupları için bu dillere çevriliyordu ve taraflar soruları ve cevapları kulaklıklar aracılığıyla dinleyebiliyordu. Ayrıca ikilinin yanında daha önceden milli takımın basın toplantılarında ardıl çeviri hizmeti veren Türker Tozar da bulunuyordu.

Arda Turan’a sorulan sorular ve onun verdiği cevaplar süresince simultane çeviri hizmetinde küçük teknik aksaklıklar dışında herhangi bir sorun yaşanmadı. Fatih Terim de kendisine İspanyolca sorulan ilk soruyu yine simultane çeviri aracılığıyla dinleyip cevapladı. Fakat Fransızca sorulan ikinci sorudan sonra yanında oturan çevirmen Türker Tozar’a dönerek “Evet?” dedi. Tozar da “zaten çeviri yapılıyor ne gerek var” dercesine baktıktan sonra benim anladığım kadarıyla simultane çeviriden duyduklarını yeniden söyleyerek soruyu tekrarlamış oldu.

Fatih Terim’in, Türker Tozar’dan soruyu Türkçe tekrarlamasını/çevirmesini istemesindeki bir başka neden de simultane çeviriye güvenmiyor ya da sağlıklı bulmuyor oluşu muydu acaba? Aklıma bu sorunun gelme sebebi yukarıda da bahsettiğim gibi bu tarz basın toplantılarında, özellikle futbol maçlarının öncesinde ve sonrasındaki toplantılarda şimdiye kadar hep ardıl çevirinin kullanılagelmesi ve simultane çevirinin maç önü-maç sonu basın toplantıları için yeni bir deneyim olması.

Toplantının devamında Türkiye’den basın mensubu Mehmet Demirkol, Terim’e Türkçe bir soru yöneltti. Soruyu Terim’le birlikte dinleyen çevirmen Türker Tozar da o sırada önündeki deftere notlar alıyordu. Türkçe bilmeyen basın mensupları için soru zaten simultane çevrilmiş, Türkiye’den katılımcılar ve yayını Türkiye’den izleyenler soru Türkçe olduğundan zaten anlamışlardı. Dolayısıyla ortada ekstra bir çeviri gereksinimi yoktu ama Terim, çevirmene dönerek bir çeviri (ya da tekrar) bekledi. Bu beklentinin sebebi daha önceki toplantılardan kalan bir alışkanlık ya da Türker Tozar’ın soru sorulurken not alıyor oluşunun kendisinde oluşturduğu izlenim olabilir. Daha sonra aralarında şöyle bir diyalog gelişti:

Türker Tozar: Hocam zaten simultane çeviri yapıldı, İngilizceye mi yapalım?

Fatih Terim: Cık, yo normal. Soruyu tekrarla sen, ben devam ederim.

Türker Tozar: Zaten Türkçe soruldu, İngilizce mi tekrarlayayım?

Fatih Terim: Peki. Hayır, onun için değil.

Ardından Fatih Terim soruyu cevapladı ve basın toplantısı biter bitmez, henüz herkes oradayken çevirmen Türker Tozar’ı, jest ve mimiklerinden anladığımız ve daha sonra basından takip ettiğimiz kadarıyla “fırçaladı”.

Yıllarca yalnızca ülkemizde değil yurt dışında da görev yapmış, benzeri uluslararası organizasyonlara katılmış ve bütün bu süreçlerde çevirmenlerle omuz omuza çalışmış bir teknik direktörün bu tepkisi hepimizi üzdü. Ancak daha üzücü olanı İçimizdeki İrlandalıların* tepkileriydi. Çeviri sektörünün içerisinde yer alan bazı arkadaşlarımız bile, olayın iç yüzüne hâkim olmadan sosyal medyada, “Çevirmen çeviriyi nasıl reddeder?”, “Görevi çeviri yapmak, hayır diyemez!”, “Sen çevirmezsen ben çevirmezsem nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” şeklinde serzenişlerde bulundular. İnsanlarımızdaki çeviri-çevirmen algısını sağlıklı bir şekilde oluşturabilmek adına birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, karşılaştığımız bu tip olaylara tepki verirken en azından biz meslektaşlar daha dikkatli davranalım lütfen.

Sonuç olarak, yaşanan olayda çevirmen Türker Tozar’ın herhangi bir kabahatinin bulunmadığını, Terim’in yanlış anlamasının ve bir önceki maçta oynanan kötü futbolla birlikte gelen gerginliğin bu olaya sebebiyet verdiğini düşünüyor ve daha az fırçalandığımız güzel ve güneşli günler diliyorum!

*2000 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde İrlanda’ya karşı kazandığımız maç sonrasında teknik direktör Mustafa Denizli’nin maç öncesinde milli takımı eleştiren, İrlanda’yı yenme ihtimalimizin olmadığını düşünen yerli basın mensupları için kullandığı ifade.

Burak Katar

Yazar hakkında:

İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık Bölümü mezunu, Arel Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, bu günlerde oyun yerelleştirmesi yapan ve ileride spor çevirisi alanında uzmanlaşmak isteyen bir sporsever.     

Man Booker 2016 Uluslararası Edebiyat Ödülü

Man Booker 2016 Uluslararası Edebiyat Ödülü

Edebiyat dünyasının en saygın ödüllerinden İngiltere menşeli Man Booker 2016 Uluslararası Ödülünün sahibi, 155 aday kitap arasından The Vegetarian başlıklı kitabıyla Güney Koreli yazar Han Kang ve kitabın Koreceden İngilizceye çevirisini yapan Deborah Smith oldu. 

Üç bölümden oluşan kitap, gördüğü bir rüya sonrasında vejetaryen olmaya karar veren Yeong-hye’yi ve bu karar sonrasında altüst olan hayatını, ailesinden üç farklı kişinin ağzından anlatıyor.

Henüz otuzlarına gelmeden böylesine önemli bir edebiyat ödülünün sahibi olan kitabın çevirmeni Deborah Smith, lisans eğitimini İngiliz Edebiyatı dalında tamamladıktan sonra İngilizce Korece dilleri arasındaki çevirmen eksikliğini fark ederek Korece öğrenmeye karar veriyor. Yedi sene önce öğrenmeye başladığı bu dilden yaptığı çeviri, şimdi dünyaca konuşuluyor.

2005 yılından itibaren verilmeye başlanan Man Booker Uluslararası Ödülü, sadece İngilizce değil, tüm dünyadan farklı dillerde yazılarak İngilizceye çevrilmiş kitaplar için düzenleniyor ve 50.000 £’luk ödül (yazıyla: elli bin pound😳) kıyasıya bir edebi mücadelenin ardından kazanan eserin yazarı ve çevirmeni arasında eşit olarak bölüştürülüyor.

hang-kang-deborah-smith

 

Çevirmenin yazarın gölgesinde değil yanında, onunla omuz omuza durduğunu gösteren nice ödüllere…

Ufak not: İngiltere’de Portobello Books tarafından yayımlanan kitabın çok yakında Türkçeye çevirilerek April Yayıncılık’tan çıkması bekleniyor.

 

 

 

 

Walt Whitman’ın Çimen Yaprakları

Walt Whitman’ın Çimen Yaprakları

Bundan 124 sene önce bugün, 26 Mart 1892’de Amerika’nın devrimci şairi Walt Whitman öldü. O, 1800lü yılların Amerikasında büyük bir aşkla bağlı olduğu ülkesinin, söylenenin aksine şiir ve edebiyatta Batı’nın etkisinde ve gölgesinde kalmadığını her kelimesinde kanıtlayarak, ömrünün sonuna kadar kendini ateşli bir biçimde insanlığa, üretmeye, birliğin gücünü herkese göstermeye adamış bir yazardır.

İnsanoğluna bakarken sevgiden içi titreyen bu şairin kendini ifade etme arzusu o zamanlar var olan eski biçimlere sığmamış, onu şiirde yeni biçimler yaratmaya itmiş.

“Bütün bu yeni, bu gelişmekte olan olaylar, anlamlar, amaçlar için, yeni bir şiir, yeni biçimler, yeni söyleyişler gerek.”

Kendisi düzyazı ile koşuk arasındaki engelleri yıkmakla övünür; şiirlerinin devrimci niteliği burada yatar. O, eski kuralların çoğuna boyun eğmemiş olsa da yerlerine yeni kurallar koymayı bilmiştir. Şiirlerinin bir diğer özelliği ise kaynaştığı, güç aldığı, hayran olduğu halkın dilinde yazılmış omasıdır. Yine bu sebeptendir ki Çimen Yaprakları’nın kendi hazırladığı baskıları acımasızca eleştirilmiştir. Malum, bu kılıkta bir adamın şiir yazması o dönemde edebiyatı hiçe saymaktı.

Dilin canlılığının bilincinde, pek çok ulusun kaynaşmasıyla ortaya çıkan Amerika’nın bu özel durumunu belirtmek için yapıtlarını konuşma dilindeki « Americanos, Libertad, Allons, Ma Femme, Viva… » gibi yabancı sözcüklerle süslemiştir.

Hayatının sonuna kadar dili işlemeye, güzelleştirmeye çalışmış bir aşıktır.

Whitman’ın yaşadığı günlerde Leaves of Grass (Çimen Yaprakları) on kere basılmış. İlk yedisi kendisi, son üçü kitapçılar tarafından. Şair her baskıda yapıta bir yandan yeni şiirler katar, bir yandan eskileri düzeltir, işler, yeniden yazarmış. Kitap bugünkü halini ancak sekizinci baskısında alabilmiş.

450 sayfalık bu eserin kısaltılmış ve derlenmiş hali Haziran 2015’te Sel Yayıncılık’tan Memet Fuat Türkçesiyle yayınlandı. Herkes için yazan bu şair, Türkçe de okunsun diye…

Walt Whitman’a dair bu bilgiler Memet Fuat’ın Çimen Yaprakları için yazdığı önsözden yola çıkarak derlenmiştir.

Thought

OF Obedience, faith, adhesiveness;

As I stand aloof and look, there is to me something

         profoundly affecting in large masses of men,

         following the lead of those who do not believe

         in men.

Düşünce

Boyun eğme düşüncesi, inanmak, bağlanmak,

Şöyle uzakta durup baktığım zaman, insana inanmayanların

önderliğinde giden insan yığınlarında,

bana son derece dokunan bir şey var.

Thought

Of Equality—As if it harm’d me, giving others the

         same chances and rights as myself—As if it

         were not indispensable to my own rights that

         others possess the same;

Düşünce

Eşitlik düşüncesi— kendime verdiğim fırsatları, hakları herkese

vermenin, sanki bana bir zararı dokunurmuş— sanki

herkesin eşit hakları olması, benim haklarım olması demek değilmiş gibi.

Thought

Of Justice—As if Justice could be anything but the

         same ample law, expounded by natural judges

         and saviors,

As if it might be this thing or that thing, according

         to decisions.

Düşünce

Adalet düşüncesi— sanki adalet doğanın yarattığı, yargıçların,

kurtarıcıların açıkladıkları o büyük yasadan başka bir şey olabilirmiş gibi,

Sanki verilecek kararlara göre, şöyle değil de böyle

olabilirmiş gibi.

Bir garip bilgi:

Bazı kaynaklarda belirtildiği üzere Walt Whitman 19.yy’da çok popüler olan ve kişinin kafasının şeklinden onun karakterini ve zekasını belirleme iddiasında olan frenolojiye büyük ilgi duyarmış. Tartışmasız o dönemin dehalarından sayıldığından, Whitman ölümünden sonra kafatasının açılarak beyninin çıkartılmasına ve incelenmesine izin vermiş. Ölümünden bir gün sonra beyni çıkartılarak incelenmek üzere Amerikan Antropometri Derneği’ne gönderilmiş ve fakat incelemeyi yapacak olan frenologlardan veya asistanlarından birinin beynin bulunduğu kavanozu elinden düşürmesiyle beyin, üzerinde hiçbir inceleme yapılamayacak şekilde paramparça olmuş.

Daha fazlasını okumak için, kaynağa gidebilirsiniz.