Çevirmenin Bilişsel Süreci

Çevirmenin Bilişsel Süreci

Aslında beynimizin algıladığı kadar mıyız? Bu felsefi açıdan varoluş içinde cevabı aranan bir soru olmaya devam ederken, bir çevirmenin varoluş çabasını derin bir hüzünle izliyoruz. Neden? Maalesef, çevirmenler olarak işimizin ne kadar zor olduğunu açıklayamıyoruz. Halbuki bu anlamda çalışmalar yapılıyor ama biz bu çalışmaları da göz önünde bulundurmak istemiyoruz. Bilişsel bilimlerin tarihsel gelişimine baktığımızda, çevirmene karşı duyulan ilgiyi çeviriye bilişsel yaklaşım ile görebiliyoruz.  Bir önceki yazımda belirttiğim TAP (Think Aloud Protocol), çevirmenin çeviri esnasında yaşadığı bilişsel gelişmeyi gözler önüne seriyor. Peki nedir çevirmenin bilişsel süreci?

Çevirmenin bilişsel süreci kendi içinde beynin çift taraflı kullanımının bir ahenge dönüşmesi sonucudur diyebilir miyiz? Gelin, ilk önce beynimizin günlük hayatta nasıl çalıştığını örneklendirelim. Bu örneklendirmeden önce elbette ki beynin kısımlarını kısaca açıklamakta fayda görüyorum.

Beynimizin iki katmandan oluşan bir sistemi vardır: İç beyin ve onu çevreleyen korteks (cortex). Korteksi 4 bölümde inceliyoruz. Bu bölümler:

1) Frontal lob (ön lob)

2) Parietal lob (yan lob)

3) Temporal lob (şakak lobu)

4) Oksipital lob (arka baş lob)

Bu lobların kendi içlerinde farklı görevleri olmakla birlikte aralarındaki iletişimle ortaya çıkan farklı bilişsel süreçler de mevcuttur. Örneğin, genel anlamda dil işlevlerinden sorumlu Broca ve Wernicke alanları farklı loblarda bulunmasına rağmen iki bölüm arasındaki iletişim arcuate fasciculus adı verilen aksonlardan oluşan ağ ile sağlanmaktadır.

Beynin sağ ve sol kısmını birleştiren büyük sinir ağına ise Corpus Callosum denmektedir. Corpus Callosum’un önemi henüz tam olarak açıklanamamakla birlikte, beynin sağ ve sol kısımları arasındaki iletişimi sağlamakta bir numaralı etken olduğu düşünülmektedir.

Beynin sağ ve sol kısımlarının görevlerini ufak bir liste ile açıklayalım:

Sol

Sağ

Analitik düşünme Bağıntısal düşünme
Mantık Yaratıcılık
Sıralı çalışma Rastgele çalışma
Tedbirli Maceraperest
Kelime Renk
Gerçekçi Duygusal
Nesnel Öznel

Yukarıda görmüş olduğunuz gibi sağ ve sol beyin farklı roller üstlenmiştir. Örneğin, sabah kalktığınızda beyniniz nasıl bir süreçten geçiyor, gelin birlikte analiz edelim.

Pek çoğumuz sabah uyanmak için bir çalar saate ihtiyaç duyar. Beynimizin çalar saate tepki göstermesi aslında sağ ve sol beynimizin birlikte çalışmasının bir ürünüdür. Bunun için saat çalmaya başladığında sesi duyan kulaklarımız bu bilgiyi sağ beynimize işlemesi için gönderir. Sağ beynimizin bu sesin çalar saat sesi olduğunu sol beynimize aktarması sonucunda sol beyin çalar saat sesinin “uyanma komutu” olduğu bilgisini oluşturarak uyanmamızı tetikler.

Peki neden uyanamayız? Beynimiz bir komut hatası mı yapar? Hayır, bunu uyku kalitenizden uyuduğunuz odaya kadar değiştiren pek çok parametre vardır ancak bu noktayı sağ beynin sol beyne göre biraz daha tembel olması şeklinde açıklayabiliriz.

Örneğin, bazı günler hangi renk kıyafet giyeceğimize karar veremeyiz. Bu kararsızlığın ardından bir renk seçeriz ama tam evden çıkacakken gözümüz aynaya takılır ve sağ beynimiz bize şu mesajı gönderir: “Ama bu renk hiç olmuş mu?” Yaratıcılığın en uç boyutunda olan sağ beynimizin bu yorumunu, sol beynimiz “kıyafet değiştir” komutu olarak algılamaktan başka bir çare bulamaz. Beynin sağ ve sol kısmındaki bu iletişim Corpus Callosum ile sağlanır. Corpus Callosum, beynin sağ ve sol kısmını birbirine bağlayan bir sinir ağıdır. Bu sinir ağının kadınlarda erkeklerden daha uzun olduğu bilinmektedir. (Highly, 1998)[1]

Peki beynin sağ ve sol kısmının çeviriye nasıl bir etkisi vardır? Bir çevirmenin beyninin sağ ve sol kısmını her insandan biraz daha hızlı kullanması gerekliliği ile birlikte aynı zamanda Corpus Callosum ağından geçen iletişimin de güçlü olması gerekmektedir. Özellikle simultane çeviride, çevirmen, konuşmacıyı dinlerken ve konuşmacının söylediklerini hafızasında tutarken aynı zamanda dil haznesini harekete geçirip kelime seçimlerini yaparak bütün bir anlamı hedef dilde oluşturmak, konuşmacının kaynak dilde devam ettirdiği konuşmayı hafızasına almak ve bu esnada dil haznesinden geçirmek zorundadır. (Rinne,2000)[2]

Bu çok işlemli ve yoğun süreç, çevirmenin beyninin tamamında çok büyük bir bilişsel yük oluşturmaktadır. Aynı anda birden fazla işi gerçekleştirmek, herkesin başaramadığı, deneyimden çok pratik isteyen bir süreç olmaktadır.

Bilişsel bilimlerin pek çok farklı bilim dalında ilerleyişi günümüzde halen yükseliş göstermektedir. Bilişsel bilimlerin çeviri ile bütünleşmesi ise önümüzdeki birkaç yılda gerçekleşmesi beklenen bir durum olacaktır.

Sonuç olarak, günümüzde artık çevirmenin kararlarını kağıt üzerinde araştırmak yerine çevirmenin beyni üzerinde araştırmalar yaparak anlamlandırabiliriz. Elbette bu süreç zaman alacaktır, ancak gelecekte çeviribilime farklı bir pencere, daha ardına dek açık şekilde getirilmek üzere.



[1] Highley, J. R., Esiri, M. M., McDonald, B., Cortina-Borja, M., Cooper, S.J., Herron, B.M., & Crow, T.J. (1998). Anomalies    of cerebral asymmetry in schizophrenia interact with gender and age of onset: a post mortem study. Schizophrenia Research, 34, 13-25.

[2] Rinne, J.O., Tommola, J., Laine, M., Krause, B.J., Schmidt, D., Kaasinen, V., … Sunnari, M.

(2000). The translating brain: cerebral activation patterns during simultaneous    interpreting. Neuroscience Letters. 294 (2): 85–88. DOI:10.1016/S0304-3940(00)0154

Çeviribilime Farklı Bir Bakış: Bilişsel Bilimler

Çeviribilime Farklı Bir Bakış: Bilişsel Bilimler

Biz çevirelim dünya dönsün ama biz çevirdiğimizin bilincine varmadan dünyayı nasıl bilinçlendirelim? Çeviri, kimine göre dil bilenlerin işi, kimine göre herkesin yapabileceği bir meslek, kimine göre “bir meslek mi?”. Bütün bu soruları ve daha fazlasını Çeviribilim ve bilişsel bilimlerin iletişimi adlı yazı dizimde anlatmaya çalışacağım. Bilim dediğimiz an, insanoğlunun zihninde uyanan salt deney tüpleri, elektrik kabloları neyse ki 1960‘lardan sonra daha farklı imgelere dönüştürülebildi. Bu sayede günümüzde bilişsel bilimlerin dilbilim, psikoloji, felsefe gibi bilim dallarıyla ilişkilendirilebildiğine tanık olabiliyoruz. Peki bilişsel bilimlerin çeviribilim ile bir bağlantısı olabilir mi ya da bu iki bilim dalının ortak noktaları olabilir mi?

Nedir bu bilişsel bilimler peki, ne işe yarar, neyi anlatmaya çalışır? En açık şekliyle, bilişssel bilimlerin beynin işleyişini ele aldığını belirtebiliriz. En önemli özelliği disiplinlerarası olmasıdır. Öyle ki bilişsel bilimlerin faydalandığı dallar arasinda başlıca dilbilim, psikoloji, felsefe, nörobilim, antropoloji ve eğitim bilimleri sayılabilir. Bilişsel bilimler, farklı disiplinlerden faydalanarak beynin işleyişini açıklamaya çalışmaktadır. Bu anlamda bilişsel bilimlerin çeviribilim ile olan bağlantısını hemen fark edebiliyoruz. Çeviribilim felsefesini düşündüğümüzde bizi ilk karşılayan faktörlerden biri disiplinlerarasılık oluyor. O halde disiplinlerarasılık paydasında buluşan çeviribilim ve bilişsel bilimlerin birbirinden faydalanması da kaçınılmaz olacaktır.

Bilişsel bilimlerin farklı bilim dallarına sağladığı fayda özellikle son yıllarda kendini göstermeye başlamış ve son 30 yıldır başta psiko-dilbilim olmak üzere dilbilimin pek çok farklı alanında yeni sonuçlar üretilmesine olanak sağlamıştır. Bu sonuçların etkileri çeviribilime de yansıyarak TAP (Think Aloud Protocol) adı verilen yöntemi çeviribilim ile buluşturmuştur. Think Aloud Protocol sayesinde, çeviri eylemindeki çevirmenin yaşadığı bilişsel süreç gözlemlenmiş, çevirmenin aldığı kararlar irdelenebilmiş ve bu kararların sonuçları analiz edilmiştir. Peki TAP süreci nasıl işliyor?

Türkçesi “sesli düşünme protokolü” olan bu testin işleyişinde, çevirmenlerin çeviri sürecinde aldıkları kararları incelemek yer alıyor. Bu amaçla, çeviri sürecindeki çevirmenlerin aldıkları kararları sesli bir şekilde araştırmacı ile paylaşması ve araştırmacının bu verileri kayıt altına alarak çevirmenin almış olduğu kararlarda hangi noktalarda sıkıntı yaşadığını analiz ediyor.  Bu analizlerin sonucu olarak çevirmenin bilişsel anlamda hangi noktalarda zorlandığı analiz edilerek çevirmenin üzerindeki bilişsel yük de açığa çıkarılmış oluyor. Bu verilerin sonuçları, araştırmalara daha elle tutulur veriler kazandırırken aynı zamanda çeviri sürecinde çevirmenin yaşadığı bilişsel yüke dikkat çekilmiş oluyor. Bu bağlamda beyinde kendine özgü bir sistemi ve çalışma alanı olan dil haznesinin çeviribilim sürecinde ne kadar yüksek performans gösterdiği ve bununla birlikte çevirmenlerin bilişsel anlamda ne kadar zorlu bir mesleklerinin olduğunu gözler önüne seriyor.

Kısaca toparlamak gerekirse bilişsel bilimlerin son yıllarda bilim dünyasına sağladığı faydalar, bilimsel anlamda henüz yeterince çözümlenememiş olan çeviri sürecinin açıklanması için önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda, bilişsel bilimlerin oluşturduğu kendine has disiplinlerarası prensipler çeviribilimin salt dilbilimden oluşmadığı ancak farklı disiplinlerin veri tabanlarından faydalandığına dair yeni bilgiler sunacaktır. Bir giriş niteliğinde olan bu yazının ardından, çevirmenin çeviri sürecindeki bilişsel yükünü anlatan yazımda çeviribilimin beyinde nasıl bir faaliyet içerisinde olduğunu ve çevirmenlerin bilişsel anlamda yaşadıklarını sizlerle paylaşacağım. İlerleyen yazılarımda çevirmenlerin bilişsel anlamda eğitim görmelerinin faydalarına değinerek, mesleki yeterliliğin bilimsel yönüne vurgu yapmaya çalışacağım. Tekrar buluşmak dileğiyle.

Yazan: Ayşegül Kutlu