Misafir Umduğunu Değil…

Misafir Umduğunu Değil…

Spor çevirmenliği denince akla bir futbolcu veya teknik direktör ile onun yanında basın açıklamasını çeviren bir tercüman gelir. Yıllardır alıştığımız bu görüntü bilinçaltımızda o kadar büyük bir etki bırakmıştır ki sporun sadece futboldan ibaret olduğunu düşünürüz. İşin aslı ise tamamen farklıdır. Nerden mi biliyorum? İşte size kanıtı: Forbes dergisinin spor alanında marka değeri sıralamasına yönelik yaptığı bir araştırma çok ilginç sonuçlar ortaya sunmaktadır. 2007 yılında yapılan bu araştırmaya göre futbolun en büyük uluslararası organizasyonu olan Dünya Kupası marka değeri olarak ancak 3. sıra ile yetinmektedir. Spor, futboldan ibaret olmadığı gibi spor tercümanlığı da çok geniş bir terim olup takım tercümanlığı ve oyuncu asistanlığı bu alanın birer alt dalıdır. Böyle baktığımızda gölden çıkıp denize dalmış oluyoruz.

Türkiye’de de durum farkı değildir. Futbolun revaçta olması farklı turnuvaların ülkemize uğramadığı izlenimini uyandırsa da, gerçekler çok farklıdır. Son 10 yılda yapılan girişimler sayesinde ülkemiz çok sürpriz turnuvalara ev sahipliği yapmıştır. Dünya Basketbol Şampiyonası (2010 – İstanbul), Türkiye Grand Prix ( 2010 – İstanbul), Dünya Üniversiteler Kış Oyunları (2011 – Erzurum),  Avrupa Gençlik Olimpiyatları (2011 – Trabzon), 11. Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası (2012 – İstanbul), Turkish Airlines World Golf Final (2012 – Antalya) ve WTA İstanbul Tenis Turnuvası (2012 – İstanbul) bu organizasyonlardan en önemlileridir. Victoria Azarenka, Maria Sharapova, Serena Williams, Kevin Durant, LeBron James, Kobe Bryant ise bu organizasyonlarla ülkemize ayak basan sporculardan sadece bazılarıdır.

Misafir Umduğunu Değil Bulduğunu…

Uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yapabilmek için belirli bir altyapıya sahip olmak birinci kuraldır. Spor tesislerinden tutun, şehir içi ulaşım imkanlarına kadar birçok alanda yeterlilik gerekirken Türkiye’de bazı aktörler vardır ki tasarruf edilmesi gereken ilk kalem olarak görülür: mihmandar, tercüman ve anonsçu. Unutmamalı ki bu aktörler organizasyonel anlamda uluslararası bir etkinliğin işleyişinde hayati önem taşır. Fernando Alonso gibi, Tiger Woods gibi isimleri ağırlarken bir organizasyonun aynı zamanda ticari bir etkinlik olduğunu unutup gerçek manada bir “ev sahibi” gibi davranmaya kalktığımızda doğal olarak sporcuyu da “misafir” gibi ağırlama çalışıyoruz. Bu durumda o sporcunun tercümanı olarak da olsa olsa bir  “tanıdık” tahsis ediliyor. Anlıyorsunuz ya, misafir umduğunu değil, bulduğunu…

O halde, 2020 Yaz Olimpiyatlarına aday olduğumuz şu günlerde kendimize sormamız gereken sorular arasında neler olmalıdır?

1-    Basın toplantılarındaki ardıl çeviri ve resmi konuklar için refakat çeviri hizmetinin nasıl karşılanacağı,

2-    Grup halinde gelen ülkeler için mihmandarlık hizmetinin nasıl sunulacağı,

3-    Çeviri açısından tam bir kaos yaşanacak bu ortamda bir de spor medyası için gerekli olan yazılı çeviri hizmetinin nasıl karşılanacağı en önemli sorulardır.

Organizasyon geçmişine baktığımızda bu hizmetlerin bir kısmı profesyoneller tarafından karşılanırken, bir kısmı da gönüllülük sistemiyle karşılanmaktadır. Ancak, bu noktada iki sorun daha baş göstermektedir. Birincisi, gönüllülük sistemi ülkemize çok yabancı bir yaklaşımdır. Kültürel ve donanım olarak vasıflı gönüllülerimiz bulunmamaktadır. İkincisi ise profesyonelleri ilgilendiren kısımdır. Uluslararası spor etkinliklerinin reklam, prestij ve turizm getirilerini fark eden ülkelerin bu tarz organizasyonlarda görev alabilecek vasıflı ekipleri vardır. Türkiye’de bu tarz işleri yolda kalan aracı iteleyerek benzin istasyonuna götürme mantığıyla hallettiğimiz için durum pek de iç açıcı değildir. Bu kadar önemli organizasyonlara kalkışan bir ülke olarak birkaç tercüman ve gönüllü ile bu tarz organizasyonları atlatamayacağımızı kabullenmeliyiz. Aksi taktirde başarı ile gelen her organizasyon, prestij kaybı ile geri gidecektir. WTA İstanbul Teniz Turnuvası’nda yaşandığı gibi Türk seyirciye İngilizce röportaj dinletip daha sonra da “Biz bu işi hakkıyla yapıyoruz” diyerek sadece kendimizi kandırabiliriz.

Bu konuda Mersin 2013 Akdeniz Oyunları’nı yakından takip eden Mersin Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık bölümü öğrencisi ve TÜÇEB Akdeniz Bölge Temsilcisi Nurşen Özgür şu yorumları yapıyor:

Organizasyonda sizce ne gibi aksaklıklar yaşanıyor?

“Organizasyonlarda çalışmak ya da çalıştırılmak üzere seçilen ekiplerin, özellikle mihmindar görevini üstlenecek kişilerin seçimlerinde yeterince titiz davranılmadığı göze çarpan en büyük hatalar arasında.”

Peki sorun nerede?

“Açık ki; dili bilmek ya da tanıyor olmak, mihmandarın çeviriyi yapabilmesine yeterli değildir. Sözlü çeviri yapabilecek bu kişilerin özenle, gelecek misafir ekip ve ekiplerin konuşmayı tercih ettiği dile göre şekillendirilmesi ve pratikliğin ön planda olması göz ardı edilemeyecek şartlardır. Örneğin; daha çok Fransızca’nın etkin olacağı bir organizasyonda, tercümanların ya da görev alacak ekiplerin Fransızca konuşan görevli sayısı normal olarak İngilizce konuşan görevli sayısından fazla olmalıdır. Maalesef, ülkemizde henüz herhangi bir organizasyonun gerektirdiği dilin aksine sadece İngilizce ile biz bu işi kotarırız mantığı ile yaklaşılması, organizasyonların kalitesini en çok etkileyen faktörler arasında”.

Organizasyon hatalarındaki  bir diğer önemli konu ise, gönüllülerin eğitimi.

“Gönüllülük adı altında gerçekleşen bu emir komuta zinciri, kişilerin nasılsa gönüllüyüm, ben yapmasam başkası yapar mantığı ile işini yapmamasına  ya baştan savma yapmasına neden oluyor. Ekiplerin disiplinli çalışmaları konusunda eğitilmeleri ve sorumluluk bilincinin aşılanması, organizasyon başarısını en azından yönetim düzeyinde bir nebze de olsa iyileşmeye götürecektir.”

O Halde…

Türkiye’de futbol maçı izleyen herkesin spor ordinaryüsü olduğunu düşünürsek, futbol izleyenler kümesi ile herhangi bir yabancı dil bilenler kümesinin kesiştiği grup elbette spor çevirmenleri kümesidir gibi düz bir mantık yürütebiliriz. Ancak, olay bu kadar basit değildir ve olmamalıdır.

Bu doğrultuda sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta sanal bir dernek kurduk. Etkinliklerimizin ilki olarak da 17 Aralık’ta Emre Demirtaş, Altuğ Günaydın, Tuğkan Keçecioğlu, Ali Yavuz gibi değerli takım tercümanları ve Mustafa Özben ile Mustafa Kıran gibi sürpriz konuklarla Boğaziçi Üniversitesi’nde BÜÇEV – Türkiye’de Spor Çevirmenliği Konferansı’nı düzenledik. Derneğin en kısa zamanda yasal olarak kurulması için de girişimlerimiz sürmektedir. Daha sağlıklı çevirilerin yapıldığı ve çevirmenlerin haklarının korunduğu günler dileğiyle.


Anlat Samet

Anlat Samet

Türkiye’de gündem, skandal ile eş anlamlı hâle geldi. Politikadan sanata, ticaretten eğitime kadar her alanda skandal yaşanırken spor sektörü de es geçilmedi. Ancak, bu alanda hâlihazırda o kadar fazla sorun vardı ki kabağın tercümanlara patlayacağını kimse tahmin bile etmemişti. Ekim ayının başında Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım’ın Brezilyalı oyuncuları Alex de Souza ile yaşadığı kriz Sabiha Gökçen Havalanı’nda ayaküstü bir basın toplantısı düzenlenmesine yol açmış; burada yaşananlar ise tercümanlık mesleğinin tarihinde bir utanç sayfası olarak yerini almıştı.

Nasıl gelişmişti olaylar: Daha önce de dediğim gibi Fenerbahçe’nin oyuncusu Alex de Souza ile teknik direktör arasında bir süredir devam eden gerginliğe başkan Aziz Yıldırım el atar ve gergin bir görüşme yaşarlar. Basın toplantısında, Alex’in görüşmeye 15 dakika geç geldiğini belirten ve saygısızca davrandığını iddia eden Aziz Yıldırım tüm bu yaşananlara takım tercümanları Samet Güzel’i şahit olarak gösterir. Her iddiasının sonunda ise tercümandan kameralar önünde zoraki teyitler ister; hatta cevabını tekrar tekrar, yüksek sesle yineletir. “Anlat Samet” ile “Doğru mu Samet” böylelikle bir fenomen hâlini alır. Ama bununla kalır mı? Aykut Kocaman ve Aziz Yıldırım kafa kafaya verir; kısa bir beyin fırtınası sonucu kötülüğün kaynağını bulurlar. Suçlu takım tercümanlarıdır ve bu nedenle Samet hariç diğer hepsinin işlerine son verilir. Bu kararın nedeni olarak ise futbolcuları şımartmamak olduğu söylenir. Samet’in kovulmamasının nedeni ise basın toplantılarında görev alacak olmasıdır. Ancak, Samet bu yaşananlardan sonra kamuoyunun tepkisine dayanamaz; o da istifa eder. İşin kötüsü, hiçbir çeviri derneği ya da kuruluşu bu utanç tablosuna tepki göstermez. İnternet siteleri durur mu? Tercümanların işten çıkarılmasını mynet şu başlık ile duyurur: F.Bahçe’de devrim gibi uygulama!

Camianın Genel Tavrı…

Yaşanan bu olaylardan sonra herhangi bir uzmanın ya da derneğin açıklama yapmaması, herkesin olayları istediği gibi yorumlayabilmesi için uygun ortam oluşturdu. İnternette yapılan bir ankette “Fenerbahçe’de yabancı futbolcuların Türkçe öğrenmesini isteyen teknik direktörü destekliyor musunuz?” sorusuna %89 ile Evet yanıtının verilmesi olayın vahametini açıkça ortaya koyuyor. Sosyal medyada yapılan yorumlardan ise insanların tercümanlığı dil bilen insanlar tarafından yapılan, vasıfsız bir faaliyet olarak gördüğü açıkça anlaşılıyor.

Yani spor alanında çalışan tercümanlar, kameraların önüne her an çıkarılıp işverenini onaylamakla yükümlü birer “hizmetkâr” olarak görülüyor daha çok. Ola ki doğruyu söylemek işvereninize ters düşüyor, yolunuz açık olsun. Sessiz kalma hakkınız yok. Tabii bir de şu konu var: tercümanlıkta gizlilik ilkesi diye bir şey yok mudur? Sözkonusu durumda tercüman, her gününü birlikte geçirdiği şahsa ait her türlü özel bilgiyi ifşa edebilecek bir konumda mıdır?

Bugüne kadar profesyonel tercüme eğitimi almamış insanların bu sektörde çalışması, Türkiye’deki spor kulüplerinin profesyonel adı altında “amatör” biçimde yönetilmesi, yöneticilerin mutlak hâkim rolüne soyunmaları bu yaşananların nedenlerinden sadece birkaçı. Tercümanlık, eğitimi olan profesyonel bir meslektir. Hiç tanımadığınız insanlarla saniyeler içinde empati kurabilir, konuşmacının hissiyatını paylaşacak cümleler kurabilirsiniz. Her alanda az çok bilgi sahibi olabilir, kriz anlarında sakinliğinizi korumak zorunda kalabilirsiniz. Bu kadar profesyonel bir işleyiş gerektiren bir mesleğin bu kadar hırpalanması, mevcut sisteminde sürpriz olarak görülmemeli.

Kült Tercümanlar

Bu yaşananlar ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor. Bu olaydan kısa bir süre önce Şampiyonlar Ligi’nde FB – Marsilya maçı öncesinde bir tercüman sorunu daha yaşandı. Fransız takımına tercümanlık yapması için gelen kişi yaptığı çeviri sayesinde sosyal medyanın “A kalite” tercümanı ilan edildi.

Herhangi bir kontrol mekanizması olmadığı için tercümanın yer yer hatalı tercümeleri LİGTV muhabirlerinin ekmeğine yağ sürdü. Fransız teknik direktör: “Fenerbahçe’nin final oynamak istediğini biliyoruz.” şeklindeki tarafsız açıklamasını “Fenerbahçe güçlü bir ekip, final oynayabilir.” gibi daha medyatik bir biçimde çevirmesi tabiî ki de haberin başlığını belirleyen faktör oldu.

Sözlü çeviride uzmanlaşmak önce yetenek işidir, daha sonrası zamanla gelişir. Herhangi bir el kitabı yoktur. Kopya çekemezsiniz. Doping yapsanız da faydası olmaz. Sahneye çıktığınız anda yalnızsınızdır. Kimi ufak tefek hatalar göze görünmezken öyle bir hata yaparsınız ki tüm televizyonlar günlerce sizden bahseder. Başarılı çeviri dikkat çekmez ya, hatalar asla affedilmez bu meslekte.

Çözüme doğru…

Bütün bu yaşananların bizi getirdiği noktaya değinmeden önce olaylara kısaca göz atalım. Demir yumruk bir işveren, amatörce çalışan profesyonel spor kulüpleri, yapılan işe uygun vasıfları olmayan tercümanların istihdam edilmesi, bakir ve geniş bir uzmanlık alanı… Bu konuda oyuncu asistanlığından tutun, üniversitelerin ilgili bölümlerinde seçmeli ders açılmasına kadar birçok fikrin uçuştuğu şu sıralarda en mantıklı fikir sağlıklı bir mesleki kuruluşun/derneğin kurulmasıdır. Sosyal medyada bunun alt yapısının oluşturulması, üniversitelerle ve çeviri derneklerinde konferansların düzenlenmesinin akabinde kurulacak bir dernek, mesleğe kaybettiği saygınlığın kazandırılmasında yardımcı olurken gelecek kaygısı yaşayan genç çevirmen arkadaşlarımıza ışık tutabilecek bir oluşuma dönüşebilir . Bu reform hareketi, amatörce yönetilen Türk futbol kulüplerine, çok daha profesyonel yönetim sistemleri olan Avrupa ve Amerikan spor kulüplerini yakalamakta ne gibi yöntemler izlemeleri gerektiğini gösterecektir. Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit misali, belki de buradan sadece spor tercümanları değil öteki gruplar da kendilerine düşen payı alabilirler.