Fırçalandık da durulduk…

Birçok ülkede ulusal ligler mayıs ayı itibariyle sona ermiş olsa da Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Copa America, Fransa’da düzenlenen ve yakınlarda finalini izleyeceğimiz Euro 2016, 5 Ağustos’ta Rio’da başlayacak 2016 Olimpiyat Oyunları derken sporseverler için yaz, dolu dolu geçmeye devam ediyor.

Dünyanın dört bir tarafından ülkelerin katılımı ile aynı zamanda bir dil ve kültür şöleni şeklinde geçen bu uluslararası turnuvalar yalnızca sporseverler için değil, biz çeviriseverler için de oldukça ilgi çekici ve heyecanlı. Copa America’ya katılan 16 ülkenin 12’sinin resmi dili İspanyolca olduğu için olmazsa olmaz bir çeviri gereksiniminden, dolayısıyla faaliyetinden bahsedemeyiz. Ancak Fransa’da düzenlenen Euro 2016 için durum biraz daha karmaşık. 1996’dan bu yana 16 takımın katılımı ile düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, yeni düzenleme ile birlikte, bu sene 24 farklı ülkenin milli takımı birbirleriyle mücadele ediyor.   

Turnuvanın ev sahibi Fransa olunca turnuva boyunca en çok kullanılan dil, pek tabii Fransızca. Euro 2016 boyunca tam 18 farklı dilde çeviri faaliyetleri yürütülüyor ve röportajlar, basın toplantıları, maç önü ve maç sonu açıklamaları gibi sayısız farklı etkinlik düşünüldüğünde, çevirmenler turnuvayı ayakta tutan, bu sürecin sağlıklı yürümesini sağlayan en önemli unsurlardan biri haline geliyor. Şaşırdık mı? Elbette hayır. Kilit rollerde çevirmenleri görmeye alışkınız.

Futbol maçları özelinde konuşacak olursam basın toplantısı dendiğinde zihinlerde canlanan çeviri ortamı genelde masa başında oturan konuşmacı(lar), yanında oturan bir çevirmen ve karşılarında oturan basın mensuplarından oluşur. Yani bu tarz basın toplantılarında kullanılan çeviri türü genellikle ardıl çeviridir. Ancak Fransa’da bu yıl işler biraz farklı yürüyor. Birçok farklı ülkeden basın mensuplarının yer aldığı bu toplantılarda simultane çeviri hizmeti veriliyor. Konuşmacılar ve basın mensupları karşı tarafın söylediklerini simultane çeviri sayesinde anında dinleyip cevaplayabiliyor. Anlayacağınız oldukça işlevsel bir çeviri hizmeti mevcut.

Simultane çeviri hizmeti basın toplantılarını şenlendiredursun 17 Haziran’daki İspanya mücadelesi öncesinde milli takımımızın kaptanı Arda Turan ve teknik direktörümüz Fatih Terim bir basın toplantısı düzenledi. Grubun ilk mücadelesinde milli takımımız Hırvatistan’a karşı ziyadesiyle kötü oynamış, maçı kaybetmiş ve ardından sert bir şekilde eleştirilmişti. Bu yüzden İspanya maçı öncesinde herkes biraz gergindi. 

Buna ek olarak basın toplantısı ortamının getirmiş olduğu birtakım kısıtlamalar da mevcut. Her toplantı için verilen sürenin sınırlı olmasının yanı sıra; çalışmayan kulaklıklar, simultane çeviri araç-gereçlerini kullanamayan katılımcılar, simultane çeviriden sonra bir de ardıl çeviri bekleyen konuşmacılar derken ne kadar işlevsel olsak da  yine yaranamadık sanırım.

Basın toplantısının tamamını canlı takip ettim. Toplantıda hâlihazırda simultane çeviri yapılıyordu; Arda Turan’a ve Fatih Terim’e İngilizce, İspanyolca ya da Fransızca yöneltilen sorular Türkçeye, kendilerinin verdiği cevaplar da basın mensupları için bu dillere çevriliyordu ve taraflar soruları ve cevapları kulaklıklar aracılığıyla dinleyebiliyordu. Ayrıca ikilinin yanında daha önceden milli takımın basın toplantılarında ardıl çeviri hizmeti veren Türker Tozar da bulunuyordu.

Arda Turan’a sorulan sorular ve onun verdiği cevaplar süresince simultane çeviri hizmetinde küçük teknik aksaklıklar dışında herhangi bir sorun yaşanmadı. Fatih Terim de kendisine İspanyolca sorulan ilk soruyu yine simultane çeviri aracılığıyla dinleyip cevapladı. Fakat Fransızca sorulan ikinci sorudan sonra yanında oturan çevirmen Türker Tozar’a dönerek “Evet?” dedi. Tozar da “zaten çeviri yapılıyor ne gerek var” dercesine baktıktan sonra benim anladığım kadarıyla simultane çeviriden duyduklarını yeniden söyleyerek soruyu tekrarlamış oldu.

Fatih Terim’in, Türker Tozar’dan soruyu Türkçe tekrarlamasını/çevirmesini istemesindeki bir başka neden de simultane çeviriye güvenmiyor ya da sağlıklı bulmuyor oluşu muydu acaba? Aklıma bu sorunun gelme sebebi yukarıda da bahsettiğim gibi bu tarz basın toplantılarında, özellikle futbol maçlarının öncesinde ve sonrasındaki toplantılarda şimdiye kadar hep ardıl çevirinin kullanılagelmesi ve simultane çevirinin maç önü-maç sonu basın toplantıları için yeni bir deneyim olması.

Toplantının devamında Türkiye’den basın mensubu Mehmet Demirkol, Terim’e Türkçe bir soru yöneltti. Soruyu Terim’le birlikte dinleyen çevirmen Türker Tozar da o sırada önündeki deftere notlar alıyordu. Türkçe bilmeyen basın mensupları için soru zaten simultane çevrilmiş, Türkiye’den katılımcılar ve yayını Türkiye’den izleyenler soru Türkçe olduğundan zaten anlamışlardı. Dolayısıyla ortada ekstra bir çeviri gereksinimi yoktu ama Terim, çevirmene dönerek bir çeviri (ya da tekrar) bekledi. Bu beklentinin sebebi daha önceki toplantılardan kalan bir alışkanlık ya da Türker Tozar’ın soru sorulurken not alıyor oluşunun kendisinde oluşturduğu izlenim olabilir. Daha sonra aralarında şöyle bir diyalog gelişti:

Türker Tozar: Hocam zaten simultane çeviri yapıldı, İngilizceye mi yapalım?

Fatih Terim: Cık, yo normal. Soruyu tekrarla sen, ben devam ederim.

Türker Tozar: Zaten Türkçe soruldu, İngilizce mi tekrarlayayım?

Fatih Terim: Peki. Hayır, onun için değil.

Ardından Fatih Terim soruyu cevapladı ve basın toplantısı biter bitmez, henüz herkes oradayken çevirmen Türker Tozar’ı, jest ve mimiklerinden anladığımız ve daha sonra basından takip ettiğimiz kadarıyla “fırçaladı”.

Yıllarca yalnızca ülkemizde değil yurt dışında da görev yapmış, benzeri uluslararası organizasyonlara katılmış ve bütün bu süreçlerde çevirmenlerle omuz omuza çalışmış bir teknik direktörün bu tepkisi hepimizi üzdü. Ancak daha üzücü olanı İçimizdeki İrlandalıların* tepkileriydi. Çeviri sektörünün içerisinde yer alan bazı arkadaşlarımız bile, olayın iç yüzüne hâkim olmadan sosyal medyada, “Çevirmen çeviriyi nasıl reddeder?”, “Görevi çeviri yapmak, hayır diyemez!”, “Sen çevirmezsen ben çevirmezsem nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” şeklinde serzenişlerde bulundular. İnsanlarımızdaki çeviri-çevirmen algısını sağlıklı bir şekilde oluşturabilmek adına birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, karşılaştığımız bu tip olaylara tepki verirken en azından biz meslektaşlar daha dikkatli davranalım lütfen.

Sonuç olarak, yaşanan olayda çevirmen Türker Tozar’ın herhangi bir kabahatinin bulunmadığını, Terim’in yanlış anlamasının ve bir önceki maçta oynanan kötü futbolla birlikte gelen gerginliğin bu olaya sebebiyet verdiğini düşünüyor ve daha az fırçalandığımız güzel ve güneşli günler diliyorum!

*2000 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde İrlanda’ya karşı kazandığımız maç sonrasında teknik direktör Mustafa Denizli’nin maç öncesinde milli takımı eleştiren, İrlanda’yı yenme ihtimalimizin olmadığını düşünen yerli basın mensupları için kullandığı ifade.

Burak Katar

Yazar hakkında:

İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık Bölümü mezunu, Arel Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, bu günlerde oyun yerelleştirmesi yapan ve ileride spor çevirisi alanında uzmanlaşmak isteyen bir sporsever.     

Views All Time
Views All Time
439
Views Today
Views Today
1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.