İki Gürcü, Bir Spiker, Bir Tercüman…

Yıllardan 1994… Futbolla az çok ilgisi olanların da bildiği gibi o dönemin flaş takımlarından Trabzonspor, Aston Villa ile karşılaşacaktır. Ne kadar önemli bir maç olduğunu belirtmeye gerek yok heralde. Bir Anadolu takımının devrim niteliğindeki Avrupa başarısı herkesin göğsünü kabartmıştır. Ancak bu yazının konusu maçın ayrıntıları değil, maç öncesinde yaşanan ve Karadeniz fıkralarını aratmayan bir olaydır.

Aradan onca yıl geçmesine rağmen bu olay karşımıza sosyal medyanın bir nimeti olarak sunuldu diyebiliriz. Tıpkı klasik fıkralardaki gibi aynı karenin içinde iki Gürcü futbolcu (Arçil ve Şota Arveladze kardeşler), bir spiker, bir de “tercüman” yer almaktadır (son iki kahramanımız elbette isimsizdir). Fakat videoyu izleyenler bilir ki, olay beklenenden biraz daha farklı gelişmiştir. Spikerin Türkçe sorduğu soruya Şota yarım yamalak Türkçesi ile yanıt verince tercümanımız ne yapacağını şaşırır, ancak kameraya bir şeyler söylemek zorunda hissettiği için mi, yoksa Şota’nın sözlerine değil de hislerine tercüman olmaya çalıştığından mıdır bilinmez, duyduklarını daha düzgün bir Türkçe ile yeniden anlatmaya çalışır. Bir nevi diliçi çeviri sayılabilecek bu olay ile ilgili farklı birçok şey tartışılabilir. Tercümanın tecrübesiz ya da bu iş için yeterli vasıflara sahip olup olmadığını sorgulayabilir, onu istihdam eden kurumu eleştirebiliriz. Ancak bunlardan önce, mesleki görünürlük anlamında daha hayati bir mesele duruyor önümüzde: mesleğin adı.

Süreçler, Hadiseler

Bu olayı, Mart ayında Türkiye’ye gelen İtalyan savcı Felice Casson’un tercümanlığını yapan genç arkadaşların başına gelenler ile bir araya getirdiğimizde önümüze hemen hemen 18 yıllık bir süreç çıkıyor. Ki bu sürecin başlangıç noktasından tam 10 sene önce açıldı Türkiye’nin ilk Mütercim-Tercümanlık bölümü. Dahası, bu süreç boyunca iki önemli dönüm noktası daha yaşandı. 2003 senesiyle birlikte Çevbir’in doğuşu ile 2005’te Türkiye’nin ilk Çeviribilim bölümünün resmi olarak konumlandırılması. Yani, çeviri ile çevirmenin adı uzunca bir süredir mevcut bulunuyor. Hele konferans çevirmenlerinin 1969’dan beri bir dernek çatısı altında olduğu düşünülünce… O hâlde bugün gerekli olan, çevirmenlik ile konferans tercümanlığı mesleklerinin alt dallarının adını koymak, bunları profesyonel birer meslek grubu olarak tanıtmak, sınır ve  sorumluluklarını belirlemektir. Böylelikle ne Arçil-Şota kardeşlerin tercümanı, ne Casson’un genç çevirmenleri, ne de bir başka komik video olarak bize sunulacak bir sonraki çeviri hadisesinin gelecekteki kahramanları hazırlıksız yakalanarak zor duruma düşer. Konumlarını, kendilerinden bekleneni, içerisinde bulundukları çerçeveyi daha en baştan bilebilir, istikametlerini el yordamıyla değil mesleki yönergeler ile bulabilirler.

Neymiş bu alt dallar diyecek olursanız, kendi deneyimimden yola çıkarak size bir örnek vereyim. 2011 Haziran ayından 2012 Ocak ayına kadar önce Trabzonsporlu futbolcu Deguy Alain Didier Zokora, sonra Trabzon’un köklü kulüplerinden İdmanocağı’nın Kübalı voleybolcusu Noris Acea Cabrera ile aynı kulübün kadın futbol takımında oynayan İspanyol futbolcu Mariam Abdelkader Fernandes için tercüme hizmeti verdim. Sahadan günlük hayata, çok çeşitli şartlarda tercümeyi gerektiren bu hizmete “oyuncu asistanı” (player liaison) diyebiliriz. 2009 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümünün değerli hocalarından Jonathan M. Ross’un danışmanlığında spor alanında çeviri faaliyetleri üzerine çalıştığımız bir proje sonrasında ürettiğimiz bir terim aslında “oyuncu asistanı”.

Dünyadaki birçok spor takımının kadrosunda farklı diller konuşan oyuncular bulunsa da çok az kurum bu dil farklılığını bir sorun olarak görüyor. “Player liaison” adı verilen ve yabancı bir kültürün içine düşen bir oyuncunun her türlü tercüme ihtiyacını karşılayabilecek vasıflı elemanların daha çok Avrupa’daki kulüplerde yer aldığını gördüm. Oysa Casson olayında da gördüğümüz üzere, sorun çoğu zaman yalnızca bir bütçe meselesi değil. Birçok durumda esas sorun, çeviri hizmeti için çağrılan kişilerin mesleki adı olan, profesyonel bir alanın üyeleri olarak değil, “dil bilen kişiler” olarak görülmeleri. Peki ya Arçil-Şota hadisesine dönecek olursak, daha kendi sıfatı bir muamma olan çevirmeni hangi spor kulübü nasıl konumlandırsın? Sorun, ne yazık ki, aracını park etmeye çalışan sürücünün yoldan geçen bir başkasından kendisine “gel gel” yapmasını istemesi kadar ciddi.

Çözüme doğru…

Videoda izlediğiniz tarzda faciaların yaşanmaması ve daha sağlıklı bir tercüme hizmetinin verilebilmesi için hemen kolları sıvadım. Tam da bu noktada Trabzonspor’un “takım tercümanı” Halil Yazıcıoğlu ile tanıştım. Kendisi, benim deyimimle “oyuncu asistanlığı” konusunda desteğini esirgemedi; onun yardımları sayesinde profesyonel anlamda Türkiye’nin ilk oyuncu asistanı olarak çalışmalarıma başlayabildim. Bugün bakıldığında oyuncu asistanlığı hâlâ tanınmış bir meslek dalı değil, yabancı sporcular ise (voleybolcusundan basketbolcusuna) kötü tercüme hizmetlerinden yakınmaktalar. Çünkü alan, gerektiği gibi tanımlanmadığı için “dil bilenlerin” gayretine kalmış durumda.

Deneyimli tercümanlara ulaşamadıkları için genç tercümanları, kendilerine eksik bilgi vererek Gladio savcısının yanına, kameraların karşısına oturtan anlayışın değişmesi için gerekli olan şey belli: çeviri ile çevirmenin adını ve doğasını belirgin hatlar ile çizecek kurum ve kurumlar. Yani bize, yeni çeviri alanları için yeni James Holmes’lar gerek! Oyuncu asistanlığının, tercümanlık eğitimi almış insanların kariyer planlarına dahil olabilmesi ancak böylelikle mümkün olabilir.

Yazan: Emre İshak

Views All Time
Views All Time
901
Views Today
Views Today
2

6 thoughts on “İki Gürcü, Bir Spiker, Bir Tercüman…

  • 20 Mayıs 2012 at 12:04
    Permalink

    Çok güzel bir noktaya değinmissin Emre’cim. “İngilizce bilen” ya da “bildiğini sanan” herkesin tercümanlık sıfatını kendine layık görmesi devam ettikçe bu tür manzaralarla karşılaşmaya devam edeceğiz. İngilizce bilen (!) herkesin kendini çeviri yapabilecek düzeyde göremesi tercümanlık mesleğine yapılan en büyük ihanet diyebiliriz. Yazı için teşekkürler.

    Emeğine sağlık.

    Reply
  • 20 Mayıs 2012 at 14:26
    Permalink

    merhaba emre arkadaşımız türk sporunda açık olan alanlardan birinde yer almak veya bunu kurumsallaştırmak adına yapmış olduğunuz çabaları destekliyorum ..ancak ilkleri yapmak her zman zor olmuştur ..külüplerde kendine yer bulmak oldukça zor bi hadisedir malesef bir yöneticinin iki dudağı arsında kalmak sizi ve biz antr. en zor yanıdır..yapmakda olduğunuz işin önemini anlatmak ve birilerini ikna etmek durumundaısnız.. sizin gibi çalışan kişiler varsa takım tercümanlarıda olabilir,birdernek yada kurumsal bı ortam oluşturabilirseniz külüplere profosyonel hizmet verebilirisiniz..oyuncu asistanlığı zor ama çok gerekli yeni bir alan olduğunu düşünüyorum..yabancı coğrafya,ülke ,insan ,çevre, yemek, vs..gibi alanlarda hizmet vermek ve yabancı oyuncuların uyum sorununu en kısa zmana indireceğini düşündüğüm bu yeni alanda başarılar dilerim…Coşkun KARADENİZ

    Reply
  • 20 Mayıs 2012 at 19:30
    Permalink

    Gerçekten güzel bir yazı olmuş emeğine sağlıkk

    Reply
  • 21 Mayıs 2012 at 18:29
    Permalink

    onemlı olan bu acıgı hıssetmenız ve bu acıgın ustun gıdebılmenız kı bu asıl en zor olan kısmı basardınız tebrık edıyorum . ama malum turkıye sartlarında hıc bır basarı cezasız kalmaz ….tebrık edıyor ve bu azmınızın zafere ulasmasını canı gopnulden ıstıyorum tesekkurler …

    Reply
  • 21 Mayıs 2012 at 22:41
    Permalink

    “Oyuncu Asistanlığı” kavramını ilk defa duydum ve üzerinde düşününce gayet yerinde bir terim, hatta biraz geç kalınmış bir isimlendirme. Trabzon’un ve Boğaziçi’nin gururu Emre kardeşimiz inşallah iyi işler yapar bu konuda.

    Reply
  • 24 Mayıs 2012 at 23:39
    Permalink

    Sevgili Emre her gün bir şeylerin değiştiği ve geliştiği dünya düzeninde şüphesiz ki futbol endüstrisinin yeri çok büyük aklın ve mantığın açıklayamayacağı biçimde astronomik rakamların döndüğü,ilginin tamamen odaklandığı hatta kimilerinin yaşam biçimi olan bu alanda ülkemizde futbolcular ve teknik adamlara yapılan yatırımlar, ödenen meblağlar genel olarak düşünülürse avrupa liglerinin ekonomosiyle yarışır durumda ancaak;avrupada herşey planlı ve programlı yapıldığından yapılan yatırımda hata payı minimize edilmiş durumda biz de ise tam tersi milyon dolar lar verip alır getirirsin sonrada uyum sorunu filan ardından havaya saçılan milyon dolarlar şimdii sen tam bu noktada ortaya çıkyorsun. kulüplerin bukonudaki bahane yada hata paylarını ortadan kaldırmak adına geliştirdiğin bu mesleği en iyi bir şekilde yapacağından ve bunun öncüsü olarak tan birçok kişiye de ilham vereceğinden eminim bilgin ilgin ve karakterinin bu iş için çok üst seviyede olduğunu bilen biri olarak tan bu yolda başarılar diliyorum

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.