İş dünyasında çok dilli web sitelerine niye ihtiyaç duyulur?

İş dünyasında çok dilli web sitelerine niye ihtiyaç duyulur?

Geçtiğimiz yirmi seneden görüldüğü üzere internet, iletişimi hiç olmadığı kadar kolaylaştırmasıyla durmadan büyüdü ve global bir olgu haline geldi.

İnternet ağının potansiyelinden faydalanmak isteyen her işletmenin atması gereken ilk adım ise çok dilli bir web sitesi kurmak oluyor. Müşteri tabanını genişletmekten ürünlerinin global ölçekte ucuza pazarlanmasına kadar birçok çalışmayı gerçekleştirmenin yolu işletmelerin web sitelerinde birden fazla dil seçeneği sunmalarından geçiyor. Şimdi çok dilli web sitelerinin neden bu kadar önemli olduğuna dair birkaç madde sıralayalım.

1. Büyüyen piyasalarda kullanıcılara hitap etme

Belki de üzerine düşünülmesi gereken en önemli nedene gelelim. Uzun zamandır, başlangıcından olacak ki, internette İngilizce konuşan kullanıcılar ağırlıktaydı. Günümüzde ise bu büyük ölçüde değişmiş durumda. Hatta yakında Çince, Mandarin, İspanyolca veya Arapçanın, İngilizceyi yerinden etmesiyle İngilizcenin internet ağında bir azınlık haline gelmesi söz konusu.

Web sitelerinin birçok dile çevrilmesiyle, büyüyen piyasalar arasında tabiri caizse bir yol kurulması, işletmelerin sürekli güçlenecek sadık bir kullanıcı kitlesi oluşturulması yolunda akıllıca bir adım olacaktır. Kullanıcı modelleri veya site/kullanıcı ilişkileri belirlenmemiş ülkelere hitap etmek riskli bir adım olarak görülebilir ancak çevirinin maliyeti, genişleyen hedef kitleyle buluşmanın potansiyel faydalarıyla kıyaslandığında gayet cüzzi kalıyor.

2. Markaya olan güvenin artması

Yabancı dildeki bir web sitesinden alışveriş yapmak müşterilerin aklını çoğu zaman karıştıran bir süreçtir. İşletmeler ise mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunmanın gayretinde olmalıdırlar ve bu çabanın büyük bir kısmını da web sitesinde birçok dil alternatifi sunma oluşturur.

Avrupa’da yapılan bir ankete göre çoğu internet kullanıcısının bir web sitesinde bilgi ararken kendi dilini kullanmayı tercih ettikleri görüldüğü belirtiliyor. Kullanıcının, yabancı bir web sitesi üzerinden para harcama durumunda hissettiklerine gelindiğinde ise bunu sadece tasavvur edebildiğimizi görüyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, kullanıcıların neredeyse tümünün anlamadığı şeye güvenmeyeceğini ifade edebiliriz.

3. Satışların artışı

Tüm bunlar doğal olarak satışlarda hatrı sayılır bir artış sağlar. Web sitenize başka bir dil seçeneğini eklemek satışları %100’e kadar arttırabilecek potansiyele sahiptir. Mesele küçük yatırımlarla satışları arttırmaya geldiğinde belki de bir web sitesini farklı dillere çevirmekten iyi bir strateji yoktur diyebiliriz.

4. Az maliyetli pazarlama çözümleri

Bir markanın ya da ürünün yabancı marketlerdeki farkındalığını arttırmak için çeşitli yollar mevcut ancak hiçbiri site içeriğini hedef bölgenin diline çevirmekten uygun maliyetli değil.

Bu süreç sadece mali olarak değil, aynı zamanda marka hakkında belli bir imaj kurma, yeni müşterilerle yeni ilişkiler geliştirme ve şirkete prestijli, uluslararası bir dokunuş getirme olarak da düşünülmelidir. İşletme sahipleri, ürünlerinin “yabancı” değeri dolayısıyla birdenbire bölge marketini tabiri caizse sallayacağını ummamalıdır. Aynı dili konuşmalı, tüketicilerin güvenini kazanmalı ve güçlü bir uluslararası marka oluşturmalıdır.

5. Geliştirilmiş SEO

Web sitesini farklı dillere çevirmek, SEO’sunu güçlendirmek için akıllıca bir hamledir. Bu sayede, çok dilli bir web sitesi, müşteri kendi dilinde herhangi bir ürün ya da hizmeti aradığında daha üst sıralarda yer alır. Bu da sadece web üzerinden satış yapan işletmeler için hayli rekabetçi bir üstünlük kurar. Bir yandan mümkün olduğunca çok müşteriye ulaşıp bir yandan da içeriklerinin arama motorlarına uygun olup olmadığından emin olmaları sağlanmış olur.

Çok dilli web siteleri, günümüzde çevrimiçi markette artık bir standart. İşletme sahipleri, web sitelerinin internetten önce ulaşılması güç hedef kitlelere hitap etme imkanı sunduğunun farkındalar. Akıllıca hamleler yapanları ise çeşitli müşteri gruplarının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilen web sitelerini birçok dile çevirerek bu fırsattan mümkün olduğunca faydalanacaklar.

Yazar:  Monique Craig –  Omniglot
Çeviri: Burak ŞOLT

Integration: A Curious Creature

Integration: A Curious Creature

* Bu yazı Dragosfer Dergi’nin 11. Sayısında yayımlanmıştır.

Integration is now almost an elusive term embracing the whole issue of interoperability among softwares. Switching into a new system is a turning point in the life circle of an LSP, and it is very much required. Each product comes with certain promises varying from timesaving to cost-saving, and indeed they are quite successful. But it is only natural that each product has certain limitations as it specializes in certain features and may lack others. A growing LSP inevitably ends up using multiple solutions. Each product do offer various effective functions, but how are you going to make a move, test a product, go through selection process, and successfully switch to a new system? Even if you are going to start using one single software in your office, it is still an integration. This time it is a question of interoperability between your staff and the prospective software you are looking into. In our experience in Dragoman, it is neither solely about how many features a product possesses, nor how affordable its cost is. It is about your “smart labour investment”, whether you are going to have the right resources who will use the software you will switch to.

1) Delegate one of your staff for the integration

At least one person in your office should be officially in charge of integration. This might require reassessment of certain job descriptions. In order to be able to assign someone to the integration process, certain tasks should probably be un-/re-assigned. If it is a techsavvy senior editor, outsource some of your editing processes for a while. If this person is a PM, try to reduce certain daily efforts by offering discount to clients if they opt for automated projects, online portals, or pre-processing files themselves and giving more detailed project brief: anything that would save time for PMs. The point is: do not expect someone to show keen interest in new software and put real efforts for integration without creating necessary space to move.

2) Test your prospective software, opt for fast support

Testing software in real projects is the key. Demos offer you perfect, problem-free scenarios with smooth processes; but you are well aware of the fact that it is not the case in your daily jobs. After delegating one of your staff to the integration, ask for a software demo from your technology provider. Remember that this is just a beginning. After receiving demos and reducing your shortlist of possible products to one or two options, test it. This test would probably require assigning one PM, one or two clients, and a few linguists to use and assess the software. Only this way you would be able to go through a healthy decision-making. It is not only about the number of available features, unless your team is able to use them. At this point you should also look for a technology provider with flexible training and support options. Put someone in charge, update job descriptions, be open to innovations.

 

It is neither solely about a product possesses, nor how affordable its cost is. It is about your “smart labour investment”, whether you are going to have the right resources who will use the software.

 

Once you have someone in the office responsible for the integration and make a move, it is not over. It is far from being over, that can only be a kick-off. Now you will be confronted with new and challenging needs including the following:

• following every new update of the software,

• training other employees for new features,

• testing a new software for your workflows (whether integration with existing solutions is possible)

• managing import&export and format conversions,

• managing support issues,

• hosting a growing knowledge base.

Mind the long term, re-assess job descriptions in the office, find someone who will keep track of software updates, staff performance, and manage everyday crises.

Author: Çağdaş Acar

Editor: Kübra Konakbay

Niye internette doğru çeviri bulmak bu kadar zor

Niye internette doğru çeviri bulmak bu kadar zor

Mutlaka görmüşüzdür, bir internet sitesi İngilizce ve İspanyolca olarak açılır ama İspanyolca versiyonunun büyük bir kısmı bilgisayardan çıkmış gibi duran kötü çevilerle kaynar. Basit ve anlayışla karşılanabilecek bir hatadır bu. Her şeyin bilgisayarlara bağlandığı bir dünya bizlere sağlayabileceğinden fazlasını vaad eder. Ne var ki birçoğumuz da bilgisayarın dediklerine kanmaya dünden razıyız. İngilizce bir kelimeyi kaynak kısmına koysak hedef kısmından da anlamını bilmediğimiz bir şey çıksa çeviri olur herhalde, değil mi?

Çoğu kişinin düştüğü bir hatadır ancak dilde çeviriye sonradan akla gelen bir şey olarak bakmak işletme için çok pahalıya patlayabilecek hatalardan biridir. Bu detaya yeterli dikkatin gösterilmemesi yaptığınız işin yurtdışı piyasasına mal olabilir, İngilizcenin konuşulmadığı yerel piyasanıza verebileceği zarardan bahsetmeye bile gerek yok. İş dünyası iletişimindeki en temel kurallardan biri: Okuyamıyorsan alma. Buna ek bir kural daha: Sizinle gülmeyecekler; size gülecekler.

Para kazanmak işinizin önemli bir parçasıdır ve paradan tasarruf etmek istemenize hak verilebilir. Yeni piyasalara ulaşmaya çalışmak hatrı sayılır zaman ve kaynak gerektirir. Doğru çeviriyi önemsememek gibi bir şey ise söz konusu bile olamaz. Dil çoğu zaman yabancı piyasalarda statü ve eğitim durumunu belirten bir göstergedir. Kötü çeviri ise işinize mutlaka olumsuz yansıyacaktır. Şunu unutmamakta da fayda var, birinin İngilizceden başka bir dilin konuşulduğu bir yerde büyümüş olması o kişinin sizin şirket mesajınızı çevirebilecek donanımda olduğunu gösterir diye bir şey yok.

Aynı zamanda da çevrimiçi çeviri ile ne olursa olsun en fazla birkaç kelimenin veya basit bir tek satırlık cümlenin her yönüyle doğru çevirisine ulaşmak neredeyse imkansız bir şeydir. Çevrimiçi bilgisayarlı çeviri araçları gerçek anlamı mecaziye tercih etme ve işletmeniz için bir faciaya sebep olabilecek kelimesi kelimesine çeviri yerine kelimeyi başka kelimelerle ifade etme gibi dilin tüm ince ayrıntılarını hesaba katamaz.

Doğru çevirinin yolu itibar sahibi bir çeviri şirketindeki yetkin bir çevirmenle çalışmaktan geçer. Farklı sertifikalarla karşılaşabilirsiniz bu yüzden soru sormaktan ve referans almaktan çekinmeyin. Çeviri hizmeti belge çevirisinden telefonda çeviriye ve bunların arasındaki her şeyi kapsayabilir. Kesin olan bir şey varsa o da şudur: Doğru bir çeviri arıyorsanız onu internette bulamayacaksınız.

Kaynak: blog.languagetranslation.com
Çeviri: Burak ŞOLT

Neden çeviri teknolojilerinden nefret eden bu kadar çevirmen var?

Neden çeviri teknolojilerinden nefret eden bu kadar çevirmen var?

Genel olarak değerlendirdiğimizde teknoloji, hayatımızı daha iyi bir yere getiren bir şey olmalı. Yazılımlar bilfiil yaptığımız işleri otomatikleştirebilmeli ve insanların omuzlarındaki yükü azaltabilmeli. Çeviri, dil ile ilgili diğer işlerde olduğu gibi karmaşık bir iştir. Makineler henüz dili insanlar kadar iyi kullanabilecek yetkinlikte değil. Çeviri ise bir dilde yazı yazmaktan en az iki kat daha karmaşık bir süreç ve birçok alt katmanı bulunuyor.

Bu yüzden, böyle karmaşık bir iş karşısında her profesyonel çevirmenin işlerini kolaylaştırmak, çeviri sürecini hızlandırmak ve hayatlarını daha iyi bir yere getirmek için teknolojiyi kullanmaya can attığı düşünülebilir. Ama aslında hiç de öyle değil.

Sebebi ise şu:

Google, topluluğun zihninde canlanan “çeviri” kavramını değiştirdi. Birçok yönden Google Çeviri, profesyonel çevirmenlerin hayatları boyunca vuku bulmuş hem en iyi hem de kötü şey. Bir taraftan genel olarak bakıldığında Google’ın bu alandaki çabaları sayesinde çeviri, toplum için daha göz önünde bir şey haline geldi. Birden insanlar çevirinin mevcut ve ulaşılabilir bir hizmet olduğunu gördüler. Bu da sektördeki büyümeyi ve talebi tetikledi. Çünkü insanlar kısa sürede ücretsiz, çevrimiçi makine çevirisi kalitesinin çoğu amaç ve özellikle de iş dünyası standartları için yetersiz olduğunu gördüler.

Diğer bir yandan Google Çeviri çeviriye ihtiyaç olduğu konusunda büyük bir farkındalık uyandırmaya başladı. Bu ayrıca yüksek kalite çevirinin aslında olmadığı kadar daha kolay ve erişebilir bir şey olduğunu gösterdi. Google Çeviri aslında belirli bir seviyeden sonrası için ücretsiz olmasa da, birçok insan çevirinin “bedava ve kolay” olduğu düşüncesine kapılmış durumda. İşte bu da profesyonel çevirmenlerin insanlara yaptıkları işlerin değerini anlatmayı çok daha güç hale getiriyor.

Çeviri araçlarının gelişimi büyük ölçüde durmuş durumda. Profesyonel çeviri araçlarında çok az yol katedilmesi çevirmenler için gerçekten sinir bozucu bir durum. Günümüzdeki çoğu çeviri aracınının 1996 senesinde çevirmen olarak kullandığım yazılımlarla neredeyse aynı görünüme sahip olmasını şaşırtıcı buluyorum doğrusu. Geçen yirmi senede “ne görüyorsan o” mantığıyla çalışan, internet sitelerinin çevirisi, internet ve dijital ortamla ilgili diğer çeviri projeleri için bağlam içinde görünüm sunan çeviri aracı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Belki daha sinir bozucu bir mesele ise çevirmenlerin çeviri yapacakları dosyaları edinebilmeleri, çeviri yapabilmeleri ve yaptıkları işi teslim edebilmeleri için birçok farklı sistemle mücadele etmek zorunda olmalarıdır. Çeviri sürecini otomatikleştiren yazılımlar olsa dahi piyasada yaygın bir biçimde benimsenmiyor. Bu da mesela göndereceğiniz iletiye dosyanın yanlış versiyonunu ekleme, işi kaydedeceğiniz sırada kazara yanlış bir şeyler ilave etme veya insanın doğası gereği bunlara benzer yaygın hataları yapma ihtimalinizin hala oldukça yüksek olduğu anlamına geliyor.

Çevirmen, müşteri istede de istemese de kaliteyi önceliğe alır. Bir çevirmene ne tür bir kalitenin kabul edilebilir olduğunu sorun, alacağınız cevap şöyle olacaktır: “Sadece en iyisi”. Sizce bir müzisyen vasat bir performansla yetinir mi? Hayır, elbette; çevirmen de aynı şekilde bununla yetinmez. Profesyoneller iyi çeviri dedikleri şeyin çıtasını oldukça yüksek tutarlar. Ama bir müşteriye “en iyi” çevirmenin nasıl bir çevirmen olduğu sorulduğunda cevap genellikle “Bana çeviriyi zamanında teslim eden” şeklinde olur. Müşteriler bazen çevirinin zamanında gelmesini çevirinin kalitesine yeğleyebiliyorlar.

Bazı müşteriler çeviri konusunda bilgi sahibi olmadıkları ve çevirisinin yapılmasını istedikleri dili konuşamadıkları için çevirttikleri bilginin türü veya nasıl kullanılacağına göre fiyatı ilk önceliğe alabiliyorlar. Profesyonel çeviri söz konusu olduğunda ise ücretini verdiğiniz şeyi elde edebiliyorsunuz. Aynı şey diğer profesyonel yazı hizmetleri için de geçerli. Aklınızda herhangi bir yayımlanmış çalışması olmayan, tecrübesiz bir yazarın alacağı kadar para vermek varsa çok satan kitapların yazarlarının sunacağı kalitenin beklentisine girmeyin. Müşteriler genellikle ufak şeylerde hasis büyük işlerde de müsrif oluyorlar ama başka durumlar söz konusu olduğunda gerçek iş dünyası gerekliliklerinin yön verdiği kararlar alıyorlar.

Bunun teknolojiyle ne alakası var peki? Birçok müşteri, teknojiyle her şeyin mümkün olduğunu düşünerek çeviri için şipşak, düşük maliyetli çözümler istiyor ve çevirmenler de bundaki büyük tehlikeyi görüyor. Kestirmelerle yol olarak aynı kalitenin elde edilebileceğini düşünmek yanlış bir şey. Müşteri ve çevirmenler arasındaki kopukluk genellikle müşterilerin öncelikleriyle çevirmenlerin perspektiflerinin veya amaçlarının uyuşmamasından kaynaklanıyor. Örneğin; müşteri herhangi bir yerde yayımlanmayacak, sadece şirket içi kullanılacak ancak kalitesi ne olursa olsun vaktinde yetiştirilmesi gereken bir içerik isteyebilir. Profesyonel bir çevirmenin böyle düşük seviyede bir kaliteyle çeviri yapması düşünülemez bile. Bu profesyonel bir müzisyenin hayatı boyunca eğitimini aldığı şeyi yok sayıp kötü bir performans sergilemek için uğraşması gibi bir şey.

Çevirmenler genellikle diğer çeviri süreçlerinin dışında kalıyorlar. Çeviri talep eden müşteriler, özellikle de iş dünyasından olanlar, çevirilerin büyük kısmını ajanslardan temin ederler. Ajansların sunduğu ancak serbest çevirmenlerin yapmadığı çok basit ama bir o kadar da önemli mühim bir şey var, o da proje yönetimi. Çevirmenler, tek bir kombinasyonda dahi belirli hakimiyet gerektiğinden genellikle bir veya iki dil kombinasyonunda uzmanlaşırlarken ajanslar, müşterilere birçok dil için kaynak sağlayabilecek yetkinliktedirler. Ayrıca, ajanslar serbest çevirmenlerin alabileceğinden çok büyük çapta işler alabilirler.

Yine de işin içine ajanslar girdiğinde çevirmenler ihanete uğramış olduklarını hissederler. Yetenek ve eğitim düzeylerini hesaba kattıklarında hak ettiklerinden az ücret alırlar. Çoğu çevirmen dereceyle mezun olmuştur ancak dereceyle mezun olan başka birinin başka sektörlerde kazandığından daha az para kazanırlar. Ajansların, ellerine geçen paranın iki katını müşteriden aldıklarını görürler ve ajanslarının niye kendi sırtlarından bu denli para kazandığını merak ederler. Hiç adil bir şey değilmiş gibi görünüyor, hele ki onlar olmadan çevirinin olamayacağını düşündüğünüzde.

Aslında bazı ajansların kattıkları değer için %200’ü aşan kar marjıyla kabul edilebilir olarak düşünebilecek ücreti daha yukarıya çektikleri doğru ancak çok nadir görülen bir şey. Çeviri ajanslarının kâr marjının sektör normu ise %20-30 arasındadır. Başka bir deyişle, çevirmenin ücreti, ayrıca editör ve düzeltmenin ücreti eklenip proje yönetim masraflarıyla toplam hesap çıkartıldığında bir ajans harcanan dolar başına yirmi beş cent kazanır. Çevirmen gözüyle bakıldığında oldukça karlı gözükebilir, iş dünyasında ise o kadar da cazip bir rakam değil. Birçok hizmet işinden daha iyi gözükse de diğer endüstrilerle karşılaştırıldığında canlı kar marjına sahip değil. Yine de onbinlerce ajans için, ki bunların da çoğu çok küçük iş hacmine sahip aile işletmesi oluyor, kâr marjı kayda değer seviyede ve kapılarını açık tutmak için yeterli oluyor.

Çeviri piyasası çevirmenin rolü ve kullandığı araçlardan çok daha hızlı değişiyor. İletişim yöntemleri ve teknolojileri evrimleşti diyebiliriz ama çevirmenin rolü pek de değişmedi. İnsanların “canlı tweet’leştiği” ve anlık iletişimin daha yaygın olduğu gerçek zamanlı günümüz dünyasında “canlı çeviri” ve gerçek zamanlı çeviri yapmayı sağlayacak daha çok araç olabileceğini düşünebilirsiniz. Doğrusu şu ki çoğu çevirmen “gerçek zamanlı çeviri” yapma fikrini kabul etmiyor çünkü her iyi yazar gibi onlar da terminolojiyi detaylıca araştırmak ve çıkardıkları işleri gözden geçirmek için daha fazla zamanları olmasına alışmışlar.

Piyasa taleplerinin, çevirmen rolünü çevirmenlerin dileğinden daha hızlı şekillendirmesine, bazı şirketlerin makine çevirisi (ücretsiz olanlardan değil, belirli alanlarda daha iyi kalite sunan etkili makine çevirisi) kullanmasını örnek verebiliriz. Çoğu zaman çevirmenlerin makine çevirisinden çıkan ürünü “temizlemeleri” isteniyor. Bu da daha önce duymadığımız bir rol olan “post editör”ün ortaya çıkmasını sağlamış oldu. İnsan “post editörler” temizlikçi ekip görevi görüyorlar ve kendilerinden, bilgisayarın ürettiği çevirilerdeki tüm hataları düzeltmeleri bekleniyor.

Buradaki problem ise şu; profesyonel bir çevirmenseniz niye başka birinin, bir cihazın arkasını toplamak isteyesiniz ki? Profesyonel bir müzisyenden, sentezörden (synthesizer) veya daha az yetkinlikte bir müzisyenden gelen bir kaydı gözden geçirmesini ve dönüp kulağa kötü gelen notaları doldurmasını istemeniz gibi bir şey bu. Çevirmenin gözünden bakınca hileyle çeviri ortaya çıkarılmış gibi görünüyor, genellikle de iyi bir kalite sunmuyor ve çevirinin bütün eğlencesini kaçırıyor. Birçok çevirmen ta en başında daha iyi bir çeviri ortaya çıkarabileceklerini biliyorlar, bu yüzden de doğal olarak dil bağlamında hademelik yapma işini reddediyorlar.

Çevirmenler, çeviri teknolojileri şirketleri tarafından bir kenara itiliyorlar. Geçmiş yıllarda çeviri teknolojisini oluşturmuş birçok şirket teknoloji gelirlerinin büyük kısmını çevirmenlerden elde etmelerine rağmen en büyük kullanıcı kitlelerinin, yani çevirmenlerin asıl ihtiyaçlarını ve endişelerini belirleme konusunda başarısız oldular. Çok az sayıda teknoloji şirketi çevirmenin yaptığı iş hakkında engin bilgiye sahip kişilerle çalışıp şirket olarak nasıl gelişmeleri konusunda rehberlik hizmeti alarak kendi yolunu belirleyebildi.

Belki de bu kopukluğun büyük bir kısmını çeviri teknolojisi şirketlerinin çevirmenlere karşı iyi tavır sergilememeleri, çevirmenlerin geçimlerini sağlayacak iyi paralar kazanan profesyoneller olduklarını kabul etmemeleri, onların kendi bakış açılarını savunmalarını benimsememeleri ve ürün geliştirme sürecinde onlarla işbirliğine gitmemeleri oluşturuyor. Çevirmenler, birçok çeviri teknolojisi şirketine güven duymuyor çünkü şirketlerin onların aslında ne istedikleriyle ilgilenmediklerini düşünüyorlar. Çoğu zaman da haklılar. İki grup arasındaki bu kopukluk problemi daha da büyütmekle kalıyor.

“Nefret” güçlü bir kelimedir ve elbette çeviri teknolojilerinden kelimenin tam anlamıyla nefret etmeyen birçok çevirmen var: Teknolojiyi kullanıyorlar, ancak hiçbirine bayılmıyorlar. Diğer çevirmenler ise bu konuya karşı karışık duygular besliyorlar ve gelen değişikliklere de itiraz etmiyorlar. Ama belli bir kesim çevirmen çeviri teknolojilerinden gerçekten nefret ediyor ve hiçbirine güvenmiyor. Harcandıklarını hissediyorlar ve bu yüzden bahsedilen türdeki şirketlerin üreteceği araçları bırakın, her türlü teknoloji şirketine karşı kuşkucu gözlerle bakıyorlar. Bu endişelerin kökeni ise kişisel deneyimlere dayanıyor: önemli ve gözardı edilemez deneyimlere.

Ben yine mesleğine edebi çevirmen olarak devam eden eski bir profesyonel serbest çevirmen olarak çeviri teknolojisine ve çeviri teknolojisinin onlara olan faydalarına karşı güvenlerini kaybeden tüm meslektaşlarımın görüşlerini takdir ediyor ve kendilerine saygı duyuyorum. Ama dışarıdan görünen bu manzaraya tamamen katıldığımı da söyleyemem. Benim imkanlar ve süreç görüşüm daha iyimser. Onlar gibi ben de profesyonel çevirmen dünyasındaki büyük ilerlemelerin makine çevirisinden geleceğini düşünmüyorum, en azından yakın bir dönem içerisinde. Her şey bir çevirmene bir şeyin nasıl çevirileceğini göstermekle bitmiyor, olmuyor.

Peki en başından beri teknolojinin, çevirmenlerin daha iyi kalite sağlamasında yardımcı olacağına inanıyor muydum? Kesinlikle. Kalite geliştirme, çeviri teknolojisindeki bir sonraki aşama, çevirmenler için çözülecek bir sonraki problem, yetkin teknoloji şirketlerinin altından kalkacağı bir sonraki zorluk ve tüm çevirmenlerin nihayetinde arkasında duracağı bir şey olacağına inanıyorum.

Yazar: Nataly Kelly – Smartling
Çevirmen: Burak ŞOLT

MQM: Çeviride kalite kriterlerine akıl kazandırmak

MQM: Çeviride kalite kriterlerine akıl kazandırmak

MQM: Çeviride kalite kriterlerine akıl kazandırmak

Uzun yıllardır dünya çapındaki kuruluşların global etiketleme/pazarlama/içerik departmanlarında ve elbette çeviri ve yerelleştirme sektöründe çeviri kalitesi, tanımlaması güç bir tabir olmuştur. En üst düzey kalite süreçlerini takip ettiklerini veya alanlarında en itibarlı duruşa sahip olduklarını iddia eden çeviri kurumu veya serbest çevirmenler arasından seçim yaparken her zaman istenilen, umulan sonuçların alınamadığı gözler önüne serilmiştir.

Farklı gereksinimler ve karışık yapısı,dil ürünlerini değerlendirmeyi güçleştirmektedir.

Çevirileri verimli ve standart biçimde derecelendirme becerisi, sektörde hep genel bir gereklilik olmuştur, ancak bu konu özellikle insan canının söz konusu olduğu çeviri projelerinde ve hasta güvenliğini sağlayan yüksek riskli tıbbi cihaz etiketlemelerinde kritik önem arz etmektedir.

Örneğin; çeviri projesi, müşterinin bulunduğu ülkede negatif bir dönüt alabilir ve bunun birçok sebebi olabilir;

  • Kaynak içeriğin kalitesiz olması
  • Çeviri süreci sorunları
  • Hedef ülke okuyucuları hakkında öznel görüşler
  • Eksik veya kalitesiz kaynak veya hedef terminoloji
  • Yazılımların yerelleştirme sorunları
  • Kalitesiz çeviri

Sürecin başındakiler, belirlenen dilde çalıştıkları ekiplerin çalışma sonuçlarını tutarlı ve standart biçimde derecelendirebilmelidir.

Başka bir örnek ise, çeviri sürecinin başındaki kişinin belirli dil çiftinde benzer yetkinliğe sahip çevirmenleri değerlendirebilmesi gerektiğidir. Hele ki oldukça hassas projelerde, üst düzey çeviri ekiplerine ihtiyaç duyulabilir. Standart ve oturmuş bir metodolojiyle elden geçirilen çevirmen havuzuna ait eski kayıtlar, sürekli olarak kaliteli çalışmalar ortaya koyan çevirmenlerin seçiminde büyük önem taşır.

QTLaunchpad, çeviri kalitesini attırmak amacıyla geliştirilmiş EU FP7 fonlu bir projedir. Her haliyle (insan, makine veya makine çevirisi sonrası düzenleme) çeviri kalitesine giden yol tutarlı ve ölçülebilir kriterler sunmaktan geçmektedir. Geçmişte bu konuda atılmış ilk adımlardan olan LISA QA modeli veya JAE2450 böyle bir yaklaşım sergilemişti, ancak pratik hayatta alınan çeviri işinin çok geniş bir yelpazeye sahip olması, her çeviri projesi için genellikle “hepsi için tek ölçüt” yaklaşımının benimsenmesi sebebiyle sektör tarafında pek başarılı olamamıştı. Bunun yanısıra, bu modeller alandaki makine çevirisinin benimsenmesindeki hızlı gidişata ve buna müteakip gelen makine çevirisi sonrası düzenlemenin doğasına ayak uyduramamıştı.

QTLaunchPad’ın ana amacı ise Measurable Quality Metrics, MQM‘i (Ölçülebilir Kalite Kriterleri) oluşturmaktır. MQM, QTLaunchPad’in kalbi olmakla beraber aynı zamanda tamamen açık bir standarda sahiptir. Bu standartlar, sektör uzmanları tarafından konulmakta ve gelişimlerinin bir parçası olarak herkesin dikkatine sunulmaktadır.

Bu projedeki kilit katılımcılar ise Yapay Zeka alanındaki Alman Araştırma Merkezi (DFKI), Dublin City Üniversitesi, Sheffield Üniversitesi ve Athena Dil ve Konuşma İşleme Enstitüsü’dür. Bunlar, LISA QA modelinin başta gelen mimarlarından biri olan Arle Lommel’in de dahil olduğu dünyaca ünlü uzmanlarla irtibatı olan akademik kuruluşlardır.

MQM’in esasları

MQM, aşağıdaki temellere dayanmaktadır:

  • Esneklik: MQM, geçmişte QA adına atılmış ilk adımlardaki “hepsi için tek ölçüt” modelinden kaçınır. Kriterlerin, eldeki çeviri projesinin kendine özel doğasına adapte edilmesini sağlar. Çeviri projelerinin hepsi aynı kalite gerekliliğini ve karışıklığını içermez. Atölyelerdeki otomotiv teknisyenlerinin hedeflendiği dökümantasyonlarda “amaca uygunluk” yetebilecekken (zaten teknisyenler, sözkonusu nesneye son çare olarak çekiçle sağlamca indirmek noktasına gelmedikçe kılavuz okumazlar), mesela araca ait torpido gözü kullanım talimatlarında hata kabul edilemez. Kriterler farklı boyutlar beraberinde “hassas ayarlama” yapılabilir olmalıdır; bu boyutlara alanı, amacı ve kitlesi örnek verilebilir. MQM, genişletilebilir ve eldeki projenin gerektirdiği şekilde adapte olabilen esnek bir sorun kategorizasyonuna sahiptir.
  • Adillik: MQM, problemin asıl sebebinin belirlenmesini sağlar. Kaynak metin kötü veya belirsizse suç çevirmene atılmaz. Kaynak metin kalitesizse bunu belirlemek mutlaka mümkündür.
  • Uygunluk: MQM, her tür çeviriye, üretim metoduna ve teknolojisine uygundur. Aynı zamanda da yeni denetim kategorileriyle genişletilebilmeye imkan verir.
  • Kıyaslanabilirlik: MQM sonuçları, değerlendirme görevleri aynı şeylerin denetimini yapmasa da mutlaka kıyaslanabilir olmalıdır.
  • Standartlar: MQM, ISO 11669 denetim boyutlarını esas alır.
  • Ayrıştırma: MQM, eldeki projenin gerektirdiği şekilde çeşitli ayrıştırma seviyelerine destek verir.

MQM’in özellikleri

MQM aşağıdaki özellikleri sunar:

  • Açık standart: MQM, tamamen açık ve engelleri olmayan bir standarttır.
  • Esneklik: MQM, kapsamlı ve genişletilebilir bir sorun listesi sunar.
  • Ayırma: MQM, hem kaynak hem de hedef sorunlarını tanımlama imkanı sunar.
  • Ayrıştırma: MQM, en tepeden en aşağı kategorilere kadar hiyearşik bir bakış sunar.
  • Boyutlar: MQM, QA sorunları için kullanıcılara uygun türde sorun başlığı seçmelerinde rehber olması amacıyla ISO/TS-11669’a dayalı on bire varan QA sorunu boyutu sunar.
  • Geri Uyumluluk: MQM, LISA QA modeli veya SAE J2450 gibi önceki QA modellerini destekler.
  • Genişletilebilirlik: MQM, proje yöneticisine ek veya daha iyi ayrıştırılmış sorun türlerini ekleme imkanı sunar.

MQM’in önemi

Proje yöneticisi, MQM kullanarak muğlak olmayan, öznellikten uzak ve sistematik bir çeviri kalite değerlendirmesi yapabilir hale gelir. Böylece kaynak metnin her türlü eksikliği göz önüne alınmış olur, ve dilbilim alanında çalışma kalitesinin tam ve kapsamlı bir değerlendirmesini oluşturmak üzere zaman içinde kullanılabilir.

Fonksiyonelliği hem dilbilimci hem de proje yöneticisinin yararına olur. Biri sadece en iyilerle çalışmış olur, diğerinin de verdiği emekler takdirle karşılanır.

MQM, serbest çevirmenlerin çalışmalarının kalitesine adil ve açık standarda dayalı önemli bir yenilik getirir.

XTM Cloud ve MQM

MQM, çeviri ürünlerinin kalitesine adil ve açık standartlara dayalı önemli bir yenilik getirir. Kazandırdığı işlevler şu an için sadece XTM Cloud’da deneyimlenebiliyor. LQA (Linguist Quality Assurance) bölümünde ve XTM’de öntanımlı opsiyonel iş akışı adımı olarak mevcut.

                                                                                                                                                                            Yazan: Andrzej Zydroń, XTM International
Çeviren: Burak ŞOLT
Kaynak: GALA Blog

How to Design a Custom Dress
Woolrich Parka ruining beginning music careers using well-liked soloistsAre We Missing the Point
Cheap Louis Vuitton Outlet While on the topic of denimAn Introduction To Leather Jackets
burberry scarf Made of thicker fabric

Custom Tailored Dresses Made Easy Online
woolrich sale how to make easy a real spanish hand held cooling fan

Cute Backpacks for Elementary School Girls
louis vuitton taschen a DD or FF that 3 cup sizes difference isn

Judith Leiber’s Radiant Cut Crystal
abercrombie and fitch stylish designers and manufacturers a

Hip Hop Wear Referred to as Hottest Party Assortment
bracelet pandora pas cher suit remarks and as well as fit consult

Branding Efforts Drive Sales When Combined with Direct Response
ralph lauren skjorte So you don’t wear it on its own