Minipiti’nin Küçük Denizatı (2)

Sonraki üç gün boyunca Minipiti, güzel kokan tatlı bir şey aradı; ancak hiç bir turta, hiçbir kurabiye yeterince güzel kokmuyordu, tatlı değildi. Meyve toplasa sanki hepsi hamdı, Takavaka’ya götürecek kadar lezzetli değildi. Üçüncü gün odasında oturmuş tavana bakıp ne götürebileceğini düşünürken Konopoto yine şarkı söylemeye başladı. Sinirden deliye dönen Minipiti, pencereden komşusu Konopoto’ya kızacaktı ki onun bahçesindeki çilekleri gördü. O kocaman kırmızı çilekleri öyle çok seviyordu ki her gün onlara şarkı söylüyordu. Konopoto’nun çileklere gösterdiği ilgi bir an kendi denizatını arayışını hatırlattı ona ve şarkı söylemesine bu kadar kızdığı için üzüldü. Eğer şimdiye kadar iyi bir arkadaş olsaydı belki Minipiti’ye birkaç tane verirdi… Kuvvetle muhtemel vermeyecekti çünkü en son onunla konuşmasında Konopoto’ya çok şarkı söylediği için kızmış ve sesinin de çirkin olduğunu söylemişti. İlk defa yaptıklarından utandı. Eğer bu köyden gidecekse bunu komşusuna küs şekilde yapmayacaktı.

O öğleden sonrayı Minipiti sahilde geçirdi ve neredeyse bir şişenin yarısını dolduracak kadar deniz kabuğu buldu. Şişenin içine biraz su, kum ve çakıltaşı ekleyip elindeki şişenin yeterince iyi olduğuna karar vererek Konopoto’nun evine gitti.

-Merhaba Konopoto, sabah şarkı söylediğini duydum ve sana ufak bir hediye getirmek istedim.

-Öyle mi? Neden şarkı söylemem dikatini çekti ki? Aaa hatırladım çünkü sesim çok çirkin değil mi?

Anlaşılan genç ıtırcık kuşu hala kırgındı.

-Hayır, hayır. Artık sesinin çirkin olduğunu düşünmüyorum. Aksine gün geçtikçe daha güzel söylüyorsun. Ben yakında buradan gideceğim, ve seninle kırgın ayrılmak istemiyorum. Bu yüzden ben yokken beni hatırlaman için sana denizin sesini getirdim. Seninle şarkı söylesin diye.

-Denizin sesi mi?

-Evet. Hadi birlikte şarkı söyleyelim!

Böylece Konopoto, tüm kırgınlığını unutarak şarkı söylemeye başladı. Minipiti de onun şarkısına elindeki şişe ile ritim tutark eşlik etti. Akşam bir kaç saat boyunca bahçede oturup şarkılar söylediler. Minipiti daha önce komşusu Konopoto’yla hiç bu kadar iyi vakit geçirmediğini fark etti ve bunu daha önce yapmadığı için üzüldü. Ne vakit sonra Konopoto Minipiti’ye nereye gideceğini sordu. O da en başından anlattı Büyük Balık’ın ona söylediklerini ve Takavaka’yı ikna etmek için tatlı bir hediye aradığını. Bunu duyunca genç ıtırcık kuşu biraz düşündü ve içtenlikle ona çileklerinden almasını önerdi. Çünkü şimdiye kadar arkadaş olmasalar da bugün birlikte şarkı söylemişlerdi ve artık arkadaşlardı. Çileklerini paylaşmayacaksan arkadaşlığın pek anlamı yoktu.

Ertesi sabah heyecanlı ıtırcık kuşu kolunda çilek dolu bir sepetle yola koyuldu. Bütün köyü geçerek arkadaki sahile gitti. Kayalıkların etrafında Deli Takavaka’nın evini aramaya başladı. Kayalıklarda bulamayınca sahilde yürüyüşe koyuldu. Takavaka’nın gidebileceği fazla yer yoktu, nereye kaybolmuş olabilirdi ki? Belki de ölmüştü… Derken kollarını sallayarak bağıran yaşlı ıtırcık kuşunun aksayarak kendisine doğru koştuğunu gördü. Bir hayli yaklaştıktan sonra ne dediğini anladı.

-Gelmeeeee! Yürümeeee! Deniz kestanesi tarlasına girmeeee!

Minipiti ayaklarının altına baktı. İleri doğru uzattı kafasını. Deniz kestanelerinin tarlada yetiştiğini bilmiyordu. Hata yapmanın utancıyla bir kaç adım geriledi.

-Kalın kafalı çocuk! Görmüyor musun burda bir tarla var!

-Fark etmedim özür dilerim.

-Özür dileyeceğine çık oradan. Git kendine gezecek başka sahil bul.

Minipiti biraz daha gerileyip sanki bir şeyin etrafını dolaşırmış gibi yukarı doğru yürüdü ve yaşlı ıtırcık kuşunun yanına gitti.

-Merhaba büyük kardeşim, sen Takavaka mısın? Diye sorarken onun çarpışan bulutlara benzeyen şaşı lacivert gözlerinin içine baktı. Sesi korkudan duyulur duyulmaz çıktı. Takavaka’nın gözlerinde büyüyen dalgaların önünde boğulmamak için nefesini tuttuğunu farketmedi bile.

-Ne olacakmış Takavaka bensem?

-Beni adını bilmediğim Büyük Balık kardeşim yolladı. Bir sonraki ay doğumuna kadar bir tekne yapmam gerek. Çünkü bir sonraki köye gideceğiz birlikte. Orada Kırmızı Gözlü Bilge Tavşan’a Denizatı’nı nerede bulacağımı soracağım.

-Saçmalık! Kim tekne yapıyormuş ki buraya geldin?

-Bu çilekleri de sana getirdim! diye haykırdı Minipiti, yaşlı Takavaka arkasını dönüp giderken.

Takavaka’nın yaşlı ve titreyen bacakları durdu. Arkasına bakmadan biraz bekledi.

-Bir sonraki ay doğumuna o tekneyi yetiştireceksen orada daha ne kadar dikileceksin? Beni izle. Bundan sonra tekne bitene kadar bana aitsin. Ben ne dersem onu yapacaksın. Bir denizatı aramak bu güne kadar duyduğum en gülünç şey ama madem gidip vahşi kuşlara ve deli balıklara yem olmak istiyorsun sen bilirsin.

Ve böylece ıtırcık kuşu Takavaka’yla birlikte kayalara doğru yürümeye cesaret edebildi.

Takavaka ile yaşamak biraz zordu. Minipiti az konuşuyor, çok dinliyor ve hiç şikayet etmiyordu. İş yaparken mırıldanmak, durup dururken sağa sola koşmak gibi alışkanlıkları vardı. Ona neden deli dediklerini biraz biraz anlıyordu. Öğlene kadar sebebini anlamadığı tuhaf işler yapıyorlardı. Deniz yıldızlarıyla konuşup sırtlarını kaşıyorlardı. İlk başlarda bizim ıtırcık kuşu pek konuşacak birşey bulamıyordu sonra sonra alıştı ve onlara Santimsantim köyündeki günlük hayatı, komşusu Konopoto’yu, çilekleri, şarkıları, denizatını anlatmaya başladı. Birkaç gün sonra bir deniz yıldızı ona neden denizatının peşinde olduğunu sordu. Bu Minipitiyi hayrete düşürdü. Ağzı açık kalan Minipiti’ye Takavaka gülmeye başladı:

-Seni sevmeye başladılar! Ah hah hay! Seni sevmeye başladılar!

Farketti ki Minipiti de onları sevmeye başlamıştı.

Öğlen yemek yiyip biraz uyuyorlardı. Sonra Takavaka Minipitiyi ormana yolluyor, kendi boyunun üç katı uzun yapraklar taşıtıyordu. Yaklaşık elli kadar yaprağı kurumadan örmesi gerekiyordu ki ilk günler bunu başaramıyordu bile. Sonraları eli alışmış ve hızlanmıştı. Ördükleri hasırları iyice kurutup, üst üste koyacaklar, bağlayacaklar ve sonra ağaçlardan topladığı reçineyle pekiştireceklerdi. Takavaka ona ince bir titizlikle anlatıyordu her şeyi. Bazı öğleden sonraları vakti oldukça sahildeki deniz kestanesi tarlasının etrafına çit örmeye başlamıştı. Bunu Takavaka istememişti ondan, sadece iyi birşey yapmak ve yaşlı ıtırcık kuşuna yardım etmek istemişti. Son hafta akşam yemeklerinden sonra Takavaka ona gittiği denizleri, başından geçenleri anlattı. Böylece Takavakanın deli değil aslında cesur olduğunu, pek çoklarının delilikle cesareti karıştırdığını anladı Minipiti.

Tekne bitmiş, onu nasıl kullanacağını öğrenmişti. Ay doğumuna birkaç gün kalmıştı. Akşam yemeğinden sonra Minipiti hasır teknesini alıp Büyük Balık’ı beklemek için diğer sahile gidecekti. Vedalaşmadan önce Takavaka’ya baktı.

-Sen hiç denizatı gördün mü?

Deli ıtırcık kuşu güldü.

-Gördüm. Ama senin kadar delisini görmedim ah hah hay! Yanına bol bol tuzsuz yiyecek al. Denizde ihtiyacın olan son şey tuz! Ah hah hay!

Sonra elini sallayıp Minipitiyi kovaladı.

Minipiti, teknesiyle birlikte sahili takip ederek diğer sahile gitti. Teknenin içini sulu meyvelerle doldurup gözlerini denize dikerek beklemeye başladı.

Views All Time
Views All Time
208
Views Today
Views Today
1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.