Sözcüklerin Peşinde: Caravaggio

Küreselleşmenin etkisiyle toplumlar yakınlaştıkça, çevirmenler de uluslararası iletişimin devamlılığını ve başarısını sağlayan öğeler olma konumlarını pekiştirmişlerdir. Bu durumda çevirmene yüklenen iki yeni görev ortaya çıkmıştır: kültürel uzmanlık ve iletişim uzmanlığı. Bu iki kavram, bizi modern zamanların çevirmenlerine yaklaştırmaktadır. Çevirmen dendiğinde akla önce yabancı dili çok iyi bilen kimseler geliyor. Ancak gerçek bu değil, çeviri süreci çok boyutlu ve çok aşamalı bir edim… Bu nedenle kendi becerilerimizi sadece dil yetisiyle sınırlandıramayız. Çevirmen kimdir peki, kimiz biz? En başta, her şeyin ötesinde, metin yazarıyız. Metni analiz edebilen, metni çözen, metni anlatan ve metni yaratan biziz. Kaynak metni iyi çözümlemek önemli… Christiane Nord, Text Analysis in Translation adlı bir kitap yazmıştır bu mesele üstüne. Çeviride metin analizinin önemini ve yöntemlerini açıklamış ve metni doğru anlamaya giden yolun metnin analizi olduğunu öne sürmüştür. Çevireceğimiz metnin türü ve amacı ne olursa olsun, metin analizi yapmak şarttır; bu analiz ve çevirimizin amacı çeviri sürecindeki tüm kararların da dayanağı olacaktır. Bir çevirmenin belki de en büyük becerisi aldığı kararları gerekçelendirebilmektir.

Çevirmen bir uzmandır; ancak bu uzmanlığı boyutları sadece terminoloji ile sınırlı değildir. Benim için bir çevirmenin sahip olması gereken en temel uzmanlık “araştırma” bilincidir. Gördüğü bir kelimeden şüphelenip, o kelimeyi anlam evreninde ona ayrılmış yere yerleştirene kadar rahat etmeyen kişidir çevirmen. Ben bu durumu, kendi eğitimimde ve geldiğim noktada da gözlemleyebiliyorum. Marmara Üniversitesi, İngilizce Mütercim-Tercümanlık bölümündeki son senemde Mesleki Çeviriler dersimiz için hazırladığımız bir sunum bana ve grup arkadaşlarıma bir çevirmenin en temel özelliklerini göstermiş oldu. Kaynak metnimiz, Barok dönemin babası olarak anılan Caravaggio’nun resim teknikleri üzerine Phoebe Dent Weil tarafından yazılmış bir incelemeydi. Bizim amacımız ise, bu metni bir sanat dergisi için çevirmekti. Peki, bu çeviriye giden yolda neler yaşandı? Çeviri amaçlı metin çözümlemesi yapmak bizim yolumuzu belirlememizi sağladı. Çeviri kararları çeviriye başlamadan önce alınır. Ne yapacağımızı, nasıl yaklaşacağımızı kestirmemiz gerekir. Hedef metnin yayınlanacağı derginin formatından, Türkiye’de mevcut sanat dizgesi ve hedef okur kitlesine kadar geniş bir inceleme yaptık mesela. Kendimize seçtiğimiz derginin yayın anlayışını da araştırdık; bu noktada tablo isimlerini hangi dilde yazacağımız bile önemli bir karardı.

Metnin tamamını incelemeye elbette vaktimiz yok, ancak somut bir örnek üzerinden bir çevirmenin ihtiyaç duyabileceği edinçlerden bahsetmeye çalışacağım.

Typically by the late 1500’s the ground would have been composed primarily of inexpensive pigments—red earth, yellow ocher, umber and a small amount of lead white to assist in drying, plus a fair amount of chalk.

Bu, Caravaggio döneminde kullanılan özel tekniğin iyiden iyiye vurgulandığı bir bölüm. Kızıl toprak, sarı okr ve ombra gibi, resim sanatına özgü renklerden bahseden bir paragrafta, “lead white” kullanımı da pekâlâ “kurşun beyazı” olarak yorumlanabilirdi. Nitekim taslak çevirimizde dört arkadaş da bunun bir beyaz tonu olduğunu düşünmüştük. Ancak sonrasında çevirmenliğin araştırma boyutları bambaşka bir boyut açtı. Çalışmamızın son aşamasına geldiğimizde, Caravaggio’nun hayatını araştırmış olmanın faydasını görüyorduk. Caravaggio’nun ölüm nedeniyle ilgili pek çok iddia vardı; ancak bulduğum haberlerden biri büyük ustanın boyadan kaynaklanan kurşun zehirlenmesi nedeniyle öldüğünü öne sürüyordu. Bu bizi “çevirmenin şüpheciliği” konusuna getiriyor. Bu ufak bilgi, bu zehirlenme haberi, bizim lead white’a bakış açımızı bir anda değiştirdi. Artık o gözümüzde “kurşun içeren beyaz boya”ydı. Ancak nasıl emin olacaktık? Tam bu aşamada, çevirmenin verdiği kararın arkasında durabilecek kadar araştırma yapmış olması zorunluluğundan bahsedilebilir. En net bilgiyi ressamlardan alırız diyerek, Kadıköy’ün Sanatkârlar Sokağı’nı arşınladık. Hemen her ressam “kurşun beyazı” diye bir ton kullanmadıklarını teyit ederken, bazıları kurşun içeren beyaz boyalar da kullanıldığını hatırlattı. Burada elde ettiğimiz verileri, son bir onay aşamasından geçirebilmek için sanat malzemeleri satan bir dükkânı ziyaret ettik. Renk kataloglarını inceledik, kurşun beyazı yoktu En sonunda, sanat tarihi ile de ilgili olan satış görevlisi bize geçmiş zaman koşullarından bahsetti. Bizim bu denli şüphelenmemizin nedeni, metinde amaç illa boyanın kurşun içermesini vurgulamaksa neden diğerlerinde de böyle bir vurgunun olmadığıydı. Ancak görevlinin açıklaması, bizim dönem araştırmalarımızla uyuşuyordu. Caravaggio’nun döneminde, boyalar doğadan toz halinde elde ediliyor ve daha sonra özel yağlarla boyaya dönüştürülüyordu. Beyaz renk içinse kurşun kullanıyorlar ve böylece rengi korumayı sağlıyorlardı. Kurşun, boyanın kurumasına da yardımcı oluyordu. Şüphelerimiz meyvesini vermişti, artık kararımızın arkasında durabilirdik.

Bu yaşanan çeviri süreci, tek bir kullanım için böylesine çetin geçen bir mücadele, aslında bir çevirmenin zaman içinde içgüdüsel hale getireceği bir durumdur. Çünkü iyi çevirmen, en bilindik sözcükten bile yeri geldiğinde şüphelenmesi gerekeceğini bilen kişidir. Modern zamanın çevirmeni, bol okuyan, bol öğrenen, bol araştıran ve bol şüphelenen kişidir. Geçmiş zamanın salt dil yetisine güvenen çevirmeni, araştırma yetisine sahip çevirmenin gerisinde kalmıştır.

Eğitim bizim iyi bir çevirmen olmamızı sağlayamaz, bize genel konularda yol gösterebilir ancak. Çeviri eğitiminin nihai hedefi, öğrendiklerini sorgulayabilen, bir senteze ulaşabilen ve kendi bakış açısını oluşturup yoluna devam edebilen çevirmenler eğitmek olmalıdır. Öğrenciler bazı temel yaklaşımları kazanmalıdır. Peki, ne yapar bir çevirmen karşılaştığı metinle? Benim olmasını arzuladığım süreç, şöyle gelişiyor:

  1. İşe başlamadan, alan, metin ve kitle ile ilgili araştırma yapar.
  2. Metne uygun dil düzeyini belirler, bu durumda müşterinin istekleri ve hedef kitlenin beklentileri de önemli olur.
  3. Yine metnin amacına uygun olarak söylem türünü belirler.
  4. Biçemi inceler, hedef metinde biçem değişikliği yapılması gerekiyorsa nedenini ve nasılını belirler.

Sonuç olarak, modern çağın çevirmeni yani değişen dünyamızın çevirmeni, sadece dil uzmanı değildir. Teknoloji, kültür ve toplum uzmanı da olmalıdır. Son dönemlerde bunlardan en çok konuşulanı teknoloji… Dil ve teknoloji uzmanlığının birleşimi, günümüzün kabul edilebilir çevirmen anlayışını da ortaya koyuyor. Eğer bir kimse çeviri teknolojilerine hâkimken, çeviri ediminin kendisi hakkında yeterli bilgiye sahip değilse, o vakit hâlâ bahsettiğim koşullara uygun bir çevirmen değildir. Hem çeviri bilincine sahip olan, hem çalışacağı alanı tanıyan hem de teknolojiye yakın duran bir çevirmense, değişen dünyada daha fazla rol üstlenebilecek çevirmen olacaktır. Kendini ve yaptığı işi küçümsemeyen çevirmenlerin omuzlarında yükselecek mesleğin değeri ve onuru. Bu nedenle, kendimizi dilden dile aktarım yapan birey tanımından kurtarıp, kültürleri ve toplumları yakınlaştırdığımızı asla unutmamalıyız. Ancak bu şekilde hak ettiğimiz maddi – manevi tatmini yaşayabiliriz.

Views All Time
Views All Time
307
Views Today
Views Today
1

One thought on “Sözcüklerin Peşinde: Caravaggio

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.